EN TR

Güncel Haber

Start-up`lar için Artık Gökyüzü Limit Değil

David ZIEGLER | Dassault Systèmes, Havacılık & Savunma Sanayi Başkan Yardımcısı

24 Mart, 2020

Start-up'lar yeni fikirleri ve teknolojiyi hızla kucaklasalar da genelde büyük oyunculardan çok daha büyük bir tehditle karşı karşıya kalıyorlar: Düzenlemelerin yoğun olduğu bu sektörde başarısız olma lüksleri yok. Hem nakit hem de zaman sıkıntısı çekmelerine rağmen, ürünlerini piyasaya sürmeden önce uzun ve karmaşık sertifika süreçlerinden geçmeleri gerekiyor.

Son yıllarda, havacılık ve uzay endüstrisi start-up ve küçük işletmeler için son derece çekici hale geldi. Havacılık ve uzay sektöründe start-up'ların yükselişi 2010 yılında, hepsi de başarılı girişimciler olan Elon Musk (SpaceX), Jeff Bezos (Blue Origin) ve Bertrand Piccard'ın (Solar Impulse) yürüttüğü yeni inisiyatiflerle başlamıştı. Gözlerindeki parıltıyla, daha küçük şirketlerin de büyük ve köklü şirketler gibi göklere yükselebileceğini ortaya koydular. Ve bu trend halen devam ediyor. Bugün uçak endüstrisi, start-up'lar için fırsatlarla dolu. Yeni oyuncular yenilikçi çözümler sunmakla kalmıyor, tüm piyasanın yapısını da radikal biçimde değiştiriyor. Artık sektör yeni oyuncularla dolup taşıyor. NewSpace Global tarafından yapılan yakın tarihli bir araştırmaya göre, sektördeki yeni şirket sayısı 2013'ten bu yana neredeyse on kat artarak, 120'den 1.000'e yükseldi. İngiliz girişim sermayesi fonu Seraphim Capital'a göre, yalnızca 2018 yılında havacılık start-up’larına 25,6 milyar sterlin yatırım yapıldı.

Ancak, havacılık endüstrisinde rekabetin artması için aşılması gereken bir dizi engel mevcut. Sıkı kurallarla düzenlenen ve güvenliğin kritik olduğu bu sektörün titiz olması anlaşılır, ancak yeni teknolojileri benimsemede de yavaş kalınıyor. Muhtemelen bu durum start-up'lar için bir alan yaratıyor. Kamu şirketleri veya büyük uluslararası şirketlerin aksine, start-up'lar “başarısızlıktan korkmama” yaklaşımına sahip. Ürün ve hizmetlerinin nihai maliyetini azaltmaya, böylece çok farklı müşteri kesimleri için erişilebilir kılmaya gayret ediyorlar. Bunu başarmak için de daha hızlı çalışmak, daha fazla fikir üretmek durumundalar. Örneğin NASA'nın hesaplamalarına göre, ajans, taşıyıcı roket Falcon 9'u geliştirmek için yaklaşık 1,0 milyar sterlin harcayacakken, SpaceX bunu beş yılda sadece 307 milyon sterlinle gerçekleştirdi.

Start-up’lar göğe yükseliyor

Son yıllarda, çeşitli teknoloji ve bileşenlerin kalitesi artarken üretim maliyetleri düştü. Sonuç olarak, artık havacılık ve uzay endüstrisinin hemen hemen her segmentinde start-up'lar mevcut. Sektördeki en hızlı gelişen trendler insansız hava araçları, uydular, uzay iletişim sistemleri, uzay ve havacılık altyapısı bakımı için çeşitli hizmetler.

Örneğin, Çin start-up'ları Space Transportation ve Linkspace kısa süre önce, Falcon 9'a uygun maliyetli bir alternatif teşkil eden, yeniden kullanılabilir roketler piyasaya sürdü. İngiltere'de OneWeb halihazırda dünyanın yakın yörüngesine minyatür uydular fırlatıyor. Şirket 2021 yılında bu teknoloji sayesinde tüm dünyada yüksek hızlı internet erişimi sağlamayı planlıyor. Orbex, bilhassa ultra hafif uydular fırlatmak için tasarlanmış Prime adlı roketinin ticari sürümünü hazırlıyor. 2023 yılına gelindiğinde şirket, İsviçre start-up'ı Astrocast'e ait nano uyduları yörüngeye yerleştirecek ve böylece Nesnelerin İnterneti için küresel bir destek ağı oluşturacak. Öte yandan, bir Kanada şirketi olan LEO, 2021 yılına kadar, dünya yüzeyinin kimyasal bileşimini izleyen ve uzaydaki enkazları takip eden bir hizmet başlatacak.

Sektörde yenilikçi işler yapan start-up'ların listesini daha da uzatabiliriz. Her bir örnek, yeni kurulan start-up'ların epey hızlı bir şekilde, projeleri konuşmaktan uygulamaya geçtiğini ortaya koyuyor.

Start-up'ların çevikliği

Start-up'lar deney yapmaktan korkmuyor ve bunun sonucunda gözümüzün önünde yeni ulaşım biçimleri, yeni pazarlar ve yeni tüketici kategorileri doğuyor. Dassault Systèmes birçok havacılık ve savunma start-up'ı ile iş birliği halinde: Bunlardan biri olan AeroMobil, 2020 yılında piyasaya süreceği ve türünün ilk örneği olan, karada da giden uçak prototipi oluşturdu. AeroMobil aracı, her tür arazide ve her tür hava koşulunda yolculuk yapmayı mümkün kılacak. Söz konusu şirketin de belirttiği gibi, böyle bir projenin geliştirilmesi farklı sektörler arasında çok sayıda etkileşimi gerekli kıldı. Nihayetinde sertifikalandırma sürecini başarılı bir şekilde geçmesi için hem karada hem havada giden böylesi bir aracın her iki taraftan otoritelerin koyduğu şartları karşılaması gerekiyor. Bu ulaşım yönteminin ortaya çıkması, sürücü / pilot okulları ve hatta uçan otomobil servisleri gibi yeni iş türlerinin oluşumuna ivme kazandıracak.

Peki nasıl oluyor da start-up'lar büyük şirketlerle eşit düzlemde rekabet edebiliyor? Birincisi, pazardaki oturmuş liderlerle aynı mühendislik ve pazarlama araçlarını kullanıyorlar. Hatta start-up'lar, bulut bilişim, bilgisayar görüşü, büyük veri, iş zekâsı ve dijital bilişim platformları gibi yeni teknolojileri uygulamada daha avantajlı. Bunun bir örneği olan Boom Supersonic, Mach 2.2 hızına ulaşan ticari bir uçak olan Overture'un tasarım ve gelişimini hızlandırmak için 3DEXPERIENCE platformunu kullanıyor; bu geliştirme, sesten hızlı uçuşları yaygın ve erişilebilir kılacak. Boom fikir geliştirme, üretim ve sertifikasyon aşamasında, sektör lideri Airbus'un uçak tasarlayıp inşa ederken kullandığı platformun aynısını kullanıyor.

Ayrıca start-up'lar esneklik ve hareket kabiliyeti açısından da avantajlı: Ürün geliştirmede çevik prensiplerin kullanımı ve piyasada yeni nişler bulup yerleşme becerisine sahipler. Bu durum, büyük şirketlere nazaran start-up'lara ciddi avantaj sağlıyor. Buluttaki 3DEXPERIENCE platformu sayesinde, büyük bir bilişim altyapısı ağına sahip olmadan ölçeklendirme yapabiliyorlar: Bu da hız kazanmak için ideal çözüm.

Sırada ne var?

Tabii ki, piyasa liderleri konumlarını kolay kolay yeni oyunculara bırakmayacak. Geleneksel oyuncular da yenilikçi teknolojinin sunduğu avantajları araştırıyor. Bu amaçla, havacılık ve savunma şirketleri start-up'ları satın alıyor, kurumsal girişim fonları oluşturuyor ve yeni ürünlerin gelişimini desteklemek için “skunkworks” projeleri ve ortaklıkları geliştiriyor. Örneğin, Airbus artık kendi start-up hızlandırıcısı Airbus Bizlab'a sahip: Geçtiğimiz dört yılda 72 dış ve 54 iç projeye destek sundular. 

Dassault Systèmes de hem start-up'lara hem büyük şirketlere ürünlerini iyileştirme ve yeni nesil hava taşımacılığı kavramları geliştirme noktasında yardımcı olan uluslararası 3DEXPERIENCE Laboratuvarları ve Merkezleri ağına sahip. 3DEXPERIENCE Laboratuvarı'na proje getiren start-up'lardan ikisi, Xsun ve Zero 2 Infinity. Xsun, güneş enerjisi ile çalışan yeni tip uzun menzilli insansız hava araçları geliştiriyor. Zero 2 Infinity ise stratosfer balonları kullanarak küçük boyutlu uydular fırlatacak, ekonomik ve çevre dostu bir platform inşa ediyor. 

Büyük oyuncular da hızlı inovasyon projelerinin öneminin farkında. Dassault Systèmes ve Ulusal Havacılık Araştırmaları Enstitüsü tarafından Wichita Eyalet Üniversitesi'nde ortak yürütülen projede, Airbus başarıyla yeni bir itme ters çeviricisi prototipi geliştirdi. Northrop Grumman, Lockheed Martin ve Raytheon uydu start-up'larıyla yakinen işbirliği yapıyor. Örneğin Lockheed Martin'in, çeşitli devlet kurumlarına uydusal gözetim hizmetleri sunan Terran Orbital'da hissesi var. Büyük ve yeni oyuncular arasında daha fazla iş birliği, piyasaya daha fazla yenilik sunacak ve piyasayı iyice dönüştürecek.

Start-up'lar yeni fikirleri ve teknolojiyi hızla kucaklasalar da genelde büyük oyunculardan çok daha büyük bir tehditle karşı karşıya kalıyorlar: Düzenlemelerin yoğun olduğu bu sektörde başarısız olma lüksleri yok. Hem nakit hem de zaman sıkıntısı çekmelerine rağmen, ürünlerini piyasaya sürmeden önce uzun ve karmaşık sertifika süreçlerinden geçmeleri gerekiyor.

Çevrimiçi, bulut tabanlı sanallaştırma ve ürün inovasyonu platformları; yepyeni fikir geliştirme, tasarım, imalat, test, sertifikasyon ve operasyon yöntemleri sunarak start-up'ların süreçlerini optimize etmelerine ve etkinliklerini ürünlerine odaklamalarına yardımcı olur. Söz konusu platformlar rutin işlemleri otomatikleştirir, iş ve mühendislik süreçlerini modernize eder, idari görevlere harcanan süreyi azaltır ve bilgiye stratejik ve rutin erişimi büyük ölçüde geliştirir. Bu sayede, start-up'lar programlarını hızlandırabilir ve prototipini piyasaya süren ilk şirket olabilir. Dijitalleşme yatırımları 6 ila 18 ay gibi kısa bir sürede kendisini kurtarır, böylece kuruluşun kâra geçme sürecini hızlandırır. Genç şirketlerin tüm operasyonlarını merkezileştirmesine kaynak sağlamak, start-up'ların en iyi yaptıkları işe odaklanmasını mümkün kılar: Karmaşık meselelere yaratıcı çözümler tasarlamak ve büyük oyunculara meydan okumak. Bu da atmosferin sınırlarını zorlayan çok daha canlı bir sektör yaratır.