EN TR

Makale

Su-27 Flanker Ailesinin Doğuşu & SU-35`in Ortaya Çıkışı

Issue 102

Amerika Birleşik Devletleri tarafından1968 yılında başlatılan, F-X (Fighter Experimental) projesinde, talep edilen isterler, 40.000 lb. azami kalkış ağırlığına sahip ve maksimum 2,5 Mach sürat ile yüksek güç-ağırlık oranıydı. 1969 yılında bu kriterleri karşılayan McDonnell-Douglas'ın F-15'i projenin kazananı olur. Aynı yıl Sovyet Savunma Bakanlığı da yeni bir savaş uçağı için genel operasyonel gereklilikler hazırlamaya başlar. Amerikan F-15’larına karşı, yarıştan geride kalmamak adına, Sovyetler de kendi özel projelerini bu dönemde başlatırlar. Planlanan yeni avcı uçağı tek kişilik, yüksek manevra kabiliyetine sahip (Operasyonel limiti 9G) ve güç/ağırlık oranı 1.1 veya daha iyi olarak hesaplanır. Güçlü bir atış kontrol radarı ile orta ve kısa menzilli havadan havaya füzeler taşıyacak, yakın hava muharebesi için de 30mm yüksek atış hızına sahip topu olacaktır. Projenin bir diğer isteri de hem Hava Kuvvetleri (Voenno-Vozdushnye Sily–VVS) için hem de Hava Savunma Kuvvetleri (Voyska Protivovozdushnaya Oborona–PVO) için standart avcı uçağı olmasıdır. VVS taktik av uçağı isterken PVO önleme uçağına ihtiyaç duymaktadır. VVS uçağın ana üssünden uzakta, uzun süre Muharebe Hava Devriyesi yapabilmesini isterken PVO ise istenen sürede önleme için gerekli irtifaya ve bölgeye ulaşmasını istemektedir. Bu istekleri karşılamak için Sukhoi OKB (Opytnoye Konstruktorskoye Buro – Deneysel Dizayn Bürosu) T-10 projesini başlatır.

T-10’un yapısı, aşağıdaki temel tasarım özellikleri ile tanımlanır;

- Tek bir kaldırıcı gövde oluşturmak için birleşik kanat ve gövde tasarımı (BWB-Blended wing/body)

- LERX (Leading-edge root extension – Hücum kenarı uzantısı) ile birleşik kanat yapısı

- Low-mounted slab stabilators

- Çift dikey kuyruk dümeni

- Birbirinden ayrı ve uzak iki Nacalles (Motoru gövdeye bağlayan kısım) ile gövdenin de kaldırma gücü sağlaması amaçlanmıştır.

Bu tasarım özellikleri sayesinde uçağın gövdesi büyümüş bu sayede daha fazla yakıt ve aviyonik için yer kazanılmıştır. LERX sayesinde yapısal güç ve sertlik arttırılmıştır. BWB sayesinde ise kaldırma gücü artarken sürüklenme gücü azalmıştır. Motorların konumlanma yerleri sayesinde ayrıca motora daha düzenli hava akışı sağlanmıştır.

T10-1 kodlu ilk prototipin imalatı 26 Aralık 1976’da başlar. AL-21F-2AI Turbojet motoruyla güçlendirilmiş, T10-1 prototipi 20 Mayıs 1977’de ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirir.

Su-27 programın da karşılaşılan ilk ciddi sorun ise 7 Temmuz 1978’de, ikinci prototip, T10-2’nin 13. uçuşunda düşmesiyle yaşanır. Uçuş esnasında pilotun, istem dışı yüksek pozitif G kuvvetli bir manevra yapması, akabinde, durumu düzeltmek için levyeyi ileri itmesiyle, bu sefer uçak yüksek negatif G kuvvetine maruz kalır. Pilot tekrar levyeyi kendine doğru çekmesiyle, uçak yüksek G kuvvetine dayanamaz ve havada parçalanır. Test pilotu, Yevgeniy S. Solov’yov kazadan kurtulamaz. Kazadan bir gün önce yine T10-1’in uçuşunda da benzer bir olay yaşanmıştır. Bunun üzerine FBW (Fly-By Wire) sistemi elden geçirilir ve düzeltmeler yapılır. Üretilen 10’dan fazla prototip ile yapılan testlerde ilk başta istenen kriterleri karşılamanın imkânsız olduğu görülür.

Uçağın mevcut hali ile hücum açısı 10°’nin üstüne çıktığında titreşim başlamaktadır, 14°’yi aştığında ise titreşim iki katına çıkmakta ve uçuş imkânsız hale gelmektedir. Diğer yandan Su-27 için yeni geliştirilen AL-31F turbofan motoru çok güçlü mükemmel bir motor olmuş ama planlanandan daha fazla yakıt tüketmektedir. Daha fazla yakıt taşımak gereken kanatlardaki ve kuyruktaki titreşim sorununu çözmek için de anti-flutter (Çırpıntı önleyici) ağırlıklar eklenmek zorunda kalınmıştır. T-10 istenen güç-ağırlık oranını da karşılayamamaktadır. Uçağın hafifletilmesi gerekmektedir. Bunun üzerine tasarımcılar tekrar çizim masasına geri dönerler.  Yapılan yapısal değişiklikler ve rüzgâr tünelinde geçen binlerce saatten sonra T10/13 (Daha sonra T-10S olarak adlandırıldı) tasarımı ortaya çıkar. Artık uçak, görsel olarak bildiğimiz o muhteşem Su-27 hatlarını almıştır. Kanat yüzeyi arttırılmış, kanat ucuna paylon takılmıştır ki bu ağırlık kanadın titreşim sorununa karşı eklenen anti-flutter ağırlığının yerini almıştır. Gövde altındaki iki hava freni yerine, uçağın sırt kısmına tek bir hava freni takılmıştır.

1985 yazında Su-27, ilk harekât kabiliyetini kazanır ve NATO tarafından Flanker-B olarak adlandırılmaya başlanır. Daha sonra çift kişilik eğitim modeli olan Su-27UB ve gene çift kişilik çok rollü av uçağı olarak dizayn edilen Su-30 serisi üretilmeye başlanır.

Ailenin Yeni Nesil Üyesi

Su-35S “Flanker-E”

1990'larda 5. nesil avcı uçağı geliştirme çalışmalarına başlayan Sukhoi OKB, PAK FA programının (Perspektivny Aviatsionny Kompleks Frontovoy Aviatsii - Future Tactical Aviation) öncülü olarak kabul edilen deneysel SU-37 (Su-47 Berkut) teknoloji gösterim prototipinin tanıtımını yaparken, Uçak ilk resmi uçuşunu 1996 yılında gerçekleştirir. 1998 yılında, Rus Hava Kuvvetleri tarafından program kapsamında Teklife Çağrı Dosyası yayınlanır. Dört yıllık değerlendirme sürecinin ardından, 2002 yılında Sukhoi firması, tam boyutlu çift motorlu T-50 prototipini geliştirmek için görevlendirilir. T-50, bilinen adıyla Su-57 5.nesil savaş uçağının geliştirilmesine, 2005 yılında PAK FA programıyla birlikte başlanılır. Diğer yandan Rus Hava Kuvvetlerinin, yaşlanan Su-27 uçak filosunu modernize etmek, eski ve yeni nesil avcı uçakları arasındaki boşluğu doldurmak için, 2002 yılında Sukhoi ve KnAAPO, entegre yeni nesil kokpit dizaynı (glass cockpit) ve geliştirilmiş silah kontrol sistemlerine ile donatılmış Su-27SM uçağını tanıtır.  Bu projeyle eş zamanlı olarak Sukhoi firması ayrıca Aralık 2003'te T-10BM olarak adlandırılan, SU-57 Beşinci Nesil Uçaklarının tanıtımına kadar ara bir çözüm olması amacıyla, ikinci bir modernizasyon programı daha başlatır. Sukhoi tarafından geliştirilmeye başlanan T-10BM, 4 ++ nesil bir uçak olarak lanse edilir. Aslında ilk nesil Su-35 (Su-27M / T-10M) ile ilgili çalışmaların başlangıcı, çok eskilere dayanmaktadır. Proje, 1990'larda KnAAPO (Komsomolsk-on-Amur Uçak Üretim Derneği) fabrikası tarafından başlatılmış ancak, bu konfigürasyona yönelik olarak o dönem bir sipariş alınamadığından, sadece teknolojik gösterim prototipi olarak kalmıştır.

Sukhoi tarafından yeniden canlandırılan proje de uçağa ilk aşamada Su-35BM adı verilir ancak daha sonra yalnızca Su-35 olarak adlandırılır. Uçak, ilk uçuşunu Şubat 2008'de yaparken, ihracat pazarı için tasarlanan bu konfigürasyonun ilk müşterisi ise yine Rus Hava Kuvvetleri olur. Üretim hattından çıkan ilk Su-35S konfigürasyonları, 2009 yılında Rus Hava kuvvetlerine teslim edilir. Su-35S ilk harekât kabiliyetini ise (IOC) Ocak 2014’te kazanır.

Yeni Nesil Su-35’in önceki seleflerine göre en önemli yapısal farkı, sırttaki hava freninin olmamasıdır. Bu özelliği dümen üstlenir aynı anda her iki dümen dışa doğru açılarak hava direnci oluşturur. Hava frenin iptali ile hidrolik sistem basitleşmiş ve 1 numaralı yakıt tankının kapasitesi arttırılmıştır. Yeniden tasarlanan gövde ile uçuş ömrü 6000 saat / 30 yıla çıkartılmıştır. Uçağın radar kesit alanının düşürmek için kanat, kuyruk ve hava alığı hücum kenarlarında radar emici malzeme kullanılmıştır. Yine aynı amaçla kanopi özel bir kaplama ile kaplanmıştır. Diğer önemli yenilikte AL-41F1S (117S) itki yönlendirmeli motordur. Yeni motor AL-31F’den %16 daha fazla güç üretmektedir. Motor ömrü de 2000 saatten 4000 saate çıkmıştır. AL-41F1S itki yönlendirmeli AL-100 nozuluna sahiptir. Her yöne +/- 20° hareket edebilmektedir. Bu motor sayesinde Su-35 supercruise (Art yakıcı kullanmadan ses hızını aşma) kabiliyeti kazanmıştır. Su-35 bu kabiliyete sahip ilk Rus uçağı olmuştur. İlk kez tek kişilik bir Flanker’da Aerosila TA14-130-35 yardımcı güç kaynağı (APU) kullanılmıştır.

Su-35S için KSU-35 adında yeni bir quadruplex fly-by-wire kontrol sistemi geliştirilmiştir. Bu sistem ve itki kontrollü nozullar sayesinde uçağa süper çeviklik kazandırılmıştır. Yenilenen yakıt sistemi ile yakıt kapasitesi 9400 kg’dan 11500 kg’a çıkmıştır. Burnun sol tarafında açılıp kapanır L şeklinde havada yakıt ikmal probe bulunmaktadır.

Uçağın aviyonik süiti tamamen yenidir. Su-35S N035 Irbis-E X-Band Pasif Faz Dizinli (Passive Electronically Scanned Array-PESA) atış kontrol radarı kullanmaktadır. Yeni radar eski N011M BARS’dan iki kattan fazla bant genişliğine sahiptir. 70° olan tarama açısı 120°’ye çıkmıştır. Radar Track While Scan (TWS) modunda 30 hedefi takip edebilir, yarı-aktif güdümlü füzeler (R27 Serisi) ile ikisine aktif güdümlü füzeler (R77 Serisi) ile de sekizine aynı anda atış yapabilir. Irbis-E 400 km menzilden radar kesit alanı 3 m2 olan bir hedefi tespit edebilmektedir. Seyir füzesi gibi radar kesit alanı 0,01 m2 olan hedefleri de 90 km’den tespit edebilmektedir. Havadan yere modunda dört hedefi takip edip ikisine füze güdümleyebilir. Sentetik açıklık modu da bulunan radar, haritalama içinde kullanılabilmektedir. N035 bir yer hedefini takip ederken TWS özelliğini koruyarak hava hedeflerini takip edebilir. Su-35S’in bir diğer özelliği de kanat hücum kenarlarında bulunan N036B-1-01 L-Band AESA antenlerdir. Bu, S-35S’in düşük görünürlüğe sahip (Stealth) hedefleri tespit etmesini sağlarken, aynı zamanda IFF anteni olarak da kullanılmaktadır. Bu antenlerin ayrıca elektronik karıştırma yapma potansiyeli de vardır.

Su-35S hedeflerini pasif olarak teşhis ve takip etmek için OLS-35 IRST/LR (Infrared Search and Track/Laser Rangefinder) sistemini kullanır. Büyük hava hedeflerini karşıdan gelirken 35 km’den, arkadan takip ederken ise 90 km’den tespit edebilir. Lazer mesafe bulucu ile hava hedeflerini 20 km’den yer hedeflerini ise 30 km’den takip/ölçüm yapabilir.

Kokpitte IKSh-1 geniş açılı holografik HUD (Head-Up Display) ile iki adet 15 inçlik MFI-35 renkli likit kristal MFD bulunmaktadır. Bu, şu ana kadar yapılmış en ergonomik Rus kokpiti olarak kabul edilmektedir. Kokpit tasarımı ile kullanılan semboloji Su-57 ile aynıdır. Bu sayede, pilotların Su-35’ten Su-57’ye geçişi daha kolay olacaktır. Su-35S iletişim için S-103 ve veri bağı içinse S-108 data link bağlantısı kullanmaktadır.

Su-35S’in ECM/ESM (Electronic Counter Measures/Electronic Support Measures) kabiliyeti iki ana unsurdan oluşmaktadır. L150-35 RHAWS (Radar Homing and Warning System) ve SAP-518 (L175M) kanat ucuna takılı ECM podlarıdır. RHAWS antenleri kanat hücum kenarı flaplarında ve kuyrukta paraşüt yuvasının iki yanında bulunur. SAP-518 ECM Podu 5 GHz ila 18 GHz band aralığındaki kapsama alanı ile hava savunma sistemlerinin arama ve angajman radarlarına karşı kullanıldığı gibi hasım uçakların atış kontrol radarlarını ve bu uçaklardan atılan radar güdümlü füzeleri de karıştırabilmektedir. Kendini koruma sisteminin diğer unsurları da MAWS (Missile Attack Warning System) ve LWR (Laser Warning Receiver) sistemleridir. Böylece Su-35S kendine atılan füzeleri uzun mesafelerden tespit edebilir ve bunlara karşı tedbirler (Chaff/Flare) uygulayabilir.

12 salanda toplamda 8000 kg mühimmat taşıyabilir. Havadan havaya kullanabildiği füzeler; Orta menzilli R-27 serisi ve R-77, Kısa menzilli R-73E. Havadan yere kullanabildiği füzeler ise Kh-27, Kh-29, Kh-31, Kh-35, Kh-38 ve Kh-59. Ayrıca KAB-500 ve KAB-1500 serisi akıllı bombalar, serbest düşüş bombalar ile güdümsüz roketler atabilmektedir.  

Çoğunuzun yakinen takip ettiği gibi, 24 Kasım 2015’te Türk hava sahasını ihlal ettiği için Türk Hava Kuvvetleri tarafından, Rus Hava Kuvvetlerine ait bir Su-24M düşürülmüştü. İki ülke arasında başlayan gerilim üzerine, 30 Ocak 2016’da Rusya tarafından dört adet Su-35S’i Suriye’ye gönderilmiş ve bu uçaklar bombardıman görevindeki uçaklara, eskortluk yapmaya başlamıştı. Bu operasyonlarda en dikkat çeken unsur, uçakların yeni R-77 yerine eski model R-27 ile uçmalarıydı. Bu da R-77 ile ilgili sorunların tam anlamıyla çözülemediği ve olası bir çatışmada bu riski göze alamayan Rusların, eski füzeler ile uçmayı tercih ettiğini akıllara getirmektedir. Suriye, Rusya için ideal bir test alanı haline gelirken, yeni ekipmanlar (Su-30SM, Su-34 ve Su-35S) ve mühimmatların Operasyonel Test ve Değerlendirmesi de Suriye’de yapılmaya başlanmıştır.

Çin ve Mısır tarafından da satın alınan Su-35S’ler Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılması üzerine Rusya tarafından yeni nesil avcı uçağı olarak ayrıca Türkiye’ye önerildiği sıkça yazılı ve görsel medya iddia edilmiş hatta bu uçaklar, benim de yakinen takip edip fotoğrafladığım, Teknofest 2019’a katılarak İstanbul’da gösteri uçuşları gerçekleştirmişti.

Sonuç olarak, Su-35S sahip olduğu üstün aerodinamik gövdesi ve güçlü motorları ile yüksek manevra kabiliyetine sahiptir. Bu sayede yakın mesafede gerçekleştireceği hava muharebesinde tüm uçaklara karşı çok ölümcül bir rakiptir. Supercruise kabiliyeti, güçlü radar, elektronik harp sistemleri ile taşıdığı uzun menzilli füzeler ile de ciddi bir BVR (Görüş Hattı Ötesi) kabiliyetine sahiptir. Bu özellikleri ile de mevcut tüm 4. nesil uçaklara rahatlıkla üstünlük sağlayabilir.