EN TR

Haber

Ege’nin İki Yakası

Türk ve Yunan Hava Kuvvetlerinin Adalar Denizindeki Güç Dengesi

Issue 101

Türkiye ile Yunanistan arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi son günlerde hızla tırmanışa geçti. Geçmişten gelen deniz ve hava sahası sorunlarına deniz yetki alanı sorunu da eklenince durum iyice kritik bir hal aldı. Doğu Akdeniz’de keşfedilen yeni hidrokarbon yatakları da bu sorunların iyice gün yüzüne çıkmasında büyük bir etken oldu. Yunanistan’ın tezleri Türkiye’yi bu zenginliklerden ve daha da kötüsü kıyılara hapsedip, tamamen bir kara ülkesi haline getirecektir. Türkiye Yunanistan’ın bu tezlerini kabul ederse, ülkenin egemenliğini tehlikeye atacak kadar ciddi sonuçlar doğurabilir. Yunanistan’ın diyaloğa kapalı tutumu iki ülke arasındaki ilişkileri çok tehlikeli bir duruma sokmakta. Her iki ülkenin deniz ve hava unsurları dar bir alanda her gün karşı karşıya gelmekte. İşin kötü tarafı Yunanistan’ın geçmişi böyle kriz dönemlerinde yaptığı kabul edilemez eylemler ile dolu. 8 Ekim 1996 tarihinde Ege’de silahsız olarak eğitim uçuşu yapan Türk Hava Kuvvetleri’ne ait 91-0023 kuyruk numaralı F-16D Block 40 uçağı Yunan Hava Kuvvetleri’ne ait Tanagra Hava Üssü’nden kalkan 331’inci Filoya ait Mirage 2000EG uçağı tarafından Sakız adasının güneyinde uluslararası hava sahasında füzeyle düşürülmüştü. Olayda Pilot Yüzbaşı Nail ERDOĞAN şehit olmuş, Yarbay Osman ÇİÇEKLİ fırlatma sandalyesi sayesinde kurtulmuştu. Maalesef ERDOĞAN’ın naaşı halen Ege Denizinin derinliklerinde yatmaktadır. Gene 23 Mayıs 2006 tarihinde Türk F-16’larını önlemek için Girit’teki Souda Hava Üssü’nden kalkan 343’üncü Filoya ait 99-1514 kuyruk numaralı F-16C Block 52+ it dalaşı esnasında kontrolünü kaybederek 192’nci Filoya ait 93-0686 kuyruk numaralı F-16C Block 50 ile havada çarpışmıştır. Her iki uçakta düşer.  Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere her iki kuvvette sıcak çatışmaya tahminimizden daha yakın olabilir. Bu iki olayda Türk tarafı sakinliğini ve aklı selimini koruyabilmişti ama yaşanacak benzer bir olayda işler rayından çıkabilir. Küçük bir hata büyük bir çatışmaya evirilebilir. Bölgenin iki güçlü Hava Kuvvetinin envanterine ve yapılanmasına bakacak olursak;

Yunan Hava Kuvvetleri Hava Gücü

Yunan Hava Kuvvetleri’nin envanterinde açık kaynaklardan alınan bilgilere göre 229 adet muharip uçak bulunuyor. Bu uçakların dağılımı ise; 32 adet F-16C/D Block 30, 38 adet F-16C/D Block 50, 60 adet F-16C/D Block 52+, 30 adet F-16C/D Block 52+ Adv., 18 adet Mirage 2000BG/EG, 24 adet Mirage 2000-5 BG/EG ve 33 adet F-4E AUP şeklindedir. Bu uçaklar altı adet ana üs (Larissa, Nea Aghialos, Souda, Araxos, Andravida, Tanagra) ve üç adet ileri üste (Skiros, Limnos ve Kastelli) konuşlanmıştır.

F-4E Phantom II

Toplamda 121 adet F/RF-4E (84 adet F-4E ve 37 adet RF-4E) alan Yunanistan ilk uçaklarını Mart 1974’te teslim almıştır. 84 adet F-4E’nin 56 adedi Peace Icarus I ve II projeleri ile siparişi verilmiş yeni üretim uçaklar iken 28 adedi Güney Kanat Yardımı kapsamında ikinci el olarak ABD Hava Kuvvetleri’nden devir alınmıştır. 1997'de 38 F-4E uçağını Peace Icarus 2000 modernizasyon programı altında modernize etmiştir. Modernizasyon ile uçaklara AN/APG-65 radarı, GEC-Marconi HUD, GPS/INS ve kokpite MFD'ler eklenmiştir. Uçaklara ayrıca AIM-120 AMRAAM havadan havaya füze atma kabiliyeti ve Litening hedefleme podu taşıma kabiliyeti eklenmiştir. Modernizasyon sonrası uçaklar F-4E AUP (Avionics Upgrade Program) olarak adlandırılmıştır. 2017 yılında RF-4E'leri emekli etmişlerdir. 33 adet F-4E AUP ise hala hizmette gözükmektedir ama bu rakamın gerçekte daha düşük olduğunu söyleyebiliriz.

Mirage 2000

Yunanistan 1985 yılında 36 adet tek kişilik Mirage 2000EG ve 4 adet çift kişilik Mirage 2000BG siparişi verir. Uçaklar 1988 yılında teslim alınmaya başlamıştır. Aynı dönemde ilk F-16 siparişlerini de veren YHvK, Mirage 2000 siparişi ile Mirage F1/ F-4 ve F-5 ile başlattığı farklı kaynaklardan muharip uçak alma politikasını devam ettirir. Bu seçimin bir diğer etkeni de Türkiye’nin elinde olan muharip uçaklardan farklı bir uçak sahibi olma isteğidir. Karşı karşıya uçan F-4, F-5 ve F-16 pilotları rakipleri ile aynı uçağı kullanmanın avantajını yaşıyordu. Gerek uçakların gerekse kullanılan mühimmatların kabiliyet ve kapasiteleri aynı olduğu için önlem ve karşı tedbirler almak daha kolaydı. Mirage 2000 ile Türk rakipleri karşısında avantaj sahibi olmuşlardı. Uçağın gerçek performansının ve taşıdıkları Magic ve MICA füzelerinin atış parametrelerinin bilinmemesinin avantajını yaşamışlardı. Mirage 2000’ler temelde önleme görevinde kullanılmakla birlikte TASMO (Tactical Air Support for Maritime Operations) Deniz harekâtlarının taktik hava desteği görevlerinde de kullanılmaktalar. 18 adet Mirage 2000BG/EG AM39 Exocet füzesi taşıma kabiliyetine sahiptir. Bu uçaklar Türk Deniz Kuvvetleri için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. 2000’lere gelindiğinde 10 adet Mirage 2000-5EG ve 5 adet Mirage 2000-5BG sipariş edilir. Aynı zamanda eldeki 10 adet Mirage 2000EG’nin Mirage 2000-5EG seviyesine çıkartılmasına karar verilir. Bu anlaşma ile 56 adet SCALP EG seyir füzesi sipariş verilir. Bunu 2003’te 34 adet daha SCALP EG siparişi takip eder. Mirage 2000-5 BG/EG’lerin AM39 Exocet füzesi taşıma kabiliyeti yoktur.

F-16C/D Fighting Falcon

Yunan Hava Kuvvetleri (YHvK) 1987 yılında Peace Xenia-I projesi ile 40 adet F-16C/D Block 30 sipariş etmişti. Uçakları 1989-1990 yılları arasında teslim almıştır. Bu uçakları Peace Xenia-II projesi ile 30 adet F-16C/D Block 50 siparişi takip etmiştir. Uçakları 1997-1998 yılları arasında teslim almıştır. Block 50’ler ile alınan 24 adet AN/AAQ-13 Navigasyon Podu ve ve 24 adet AN/AAQ-14 Hedefleme Podu ile YHvK ‘nin gece saldırı kabiliyeti önemli derecede artmıştır. Block 50’ler ile gelen bir diğer kabiliyet kazanımı da alına AGM-88 HARM’lar ile SEAD (Suppression of Enemy Air Defenses) görevlerinin yapılabilmesidir. 347’nci Filo SEAD rolünde uçmaya başlamıştır. 1999 yılında Peace Xenia-III projesi ile 50 adet F-16C/D Block 52+ siparişi verilir. 2004 yılında proje opsiyonu olan 10 adet daha F-16C/D Block 52+ sipariş edilir. Bu uçaklar 2002-2004 yılları arasında teslim alınmıştır. Bu proje ile YHvK’leri F-16’lar için yeni bir motor seçmiştir. Daha önce Block 30’larda General Electric F110-GE-129 ve Block 50’lerde F110-GE-129 motorlarını kullanırken Block 52+’ler için Pratt & Whitney F100-PW-229 seçilmiştir. Dışardan bakıldığında Lojistik bir kâbus olarak gözüken bu seçim aslında YHvK’lerinin anlayışında tutarlı bir karardı. Gerek hava platformlarında olsun gerekse mühimmat çeşitlerinde olsun her zaman uyguladığı farklı kaynaklardan teçhizat alma politikasının devamıdır. F-16/Mirage 2000, Sidewinder/Magic, Amraam/MICA örneklerinde olduğu gibi. İki farklı kaynaktan alınan motorları da bunun devamı olarak görmek lazım. Yeni tip uçak alımı için Typhoon ön plana çıkmış ancak bu alım ekonomik nedenlerden dolayı gerçekleşmemiştir. İhtiyacı karşılamak için F-16 ile yola devam etme kararı alınır ve 2005 yılında Peace Xenia IV projesi imzalanır ve 30 adet F-16C/D Block 52+ Adv. Sipariş edilir. Uçaklar 2009-2010 yılları arasında teslim alınmıştır. F-16C/D Block 52+ ve 52+Adv.’ler CFT (Conformal Fuel Tanks) ile alınmıştır. CFT 450 galon yakıt taşımaya imkân verir ve uçak hala 9g kabiliyetini korur. CFT dahili yakıtta yaklaşık %50 artış ile yaklaşık 1650km görev yarıçapı sağlar. Bu CFT'siz F-16'lardan yaklaşık %40 daha fazla menzil demektir. Havada yakıt ikmali imkânı olmayan YHvK için önemli bir kabiliyet artışı sağlamıştır. Bu uçakların bir kısmı emekli edilen A-7 Corsair II’lerin yerini almıştır. F-16C/D Block 52+ ve 52+Adv.’ler arasındaki en temel aviyonik fark ise Adv.’lerin Link-16 kabiliyetidir.

Tüm Yunan F-16’ları ASPIS (Advanced Self-Protection Integrated Suite) elektronik harp ekipmanına sahiptir. Block 30’lar hariç tüm F-16’lar AN/APX-113 AIFF (Advanced Identification Friend-or-Foe) gelişmiş dost düşman tanımlama sistemi ile donatılmıştır.

Block 30’lar hem gövde ömrü olarak hem de muharebe kabiliyeti olarak eskimiş durumdadır. Bu uçaklar ile F-16C/D Block 50 uçaklarını aviyonik modernizasyonundan geçirmek isteyen Yunanistan Lockheed Martin firması ile CCIP (Common Configuration Implementation Programme) için görüşmelerde bulunmuş ancak ekonomik nedenlerden ötürü bundan vazgeçmiştir.

2017 yılında Yunanistan elindeki 84 adet F-16C/D Block 52+/52+Adv.’yi F-16V “Viper” seviyesine modernize etmek için ABD ile FMS (Foreign Military Sales) Yabancı Askeri Satış sürecini başlattı. Modernizasyonun merkezinde Northrop Grumman AN/APG-83 SABR (Scalable Agile Beam Radar) radarı bulunmaktadır. F-16V konfigürasyonun bir diğer önemli özelliği de CPD (Center Pedestal Display)'dir. Yüksek çözünürlüklü 6 inç x 8 inç ekran ile pilota radar ve hedefleme podundan gelen verilerden tam olarak faydalanma imkânı verir. Uçaklara yeni veri bağı, veri işleme ve muhabere sistemleri, yeni nesil kaska monteli görüş sistemi (JHMCS II) eklenecektir. Viper ile gelen bir diğer kabiliyette Auto GCAS (Automatic Ground Collision Avoidance System) sistemi. Bu sistem sayesinde pilot yüksek G neticesinde kendinden geçerse ya da disoryantasyon neticesinde uçak kontrolden çıkıp irtifa kaybettiğinde, çarpışmayı önlemek için pilot müdahalesi olmadan uçak kurtarma manevrası yapar. Yeni radar, aviyonikler, güvenli veri bağı ve elektronik savaş sistemleri ile Viper beşinci jenerasyon uçaklar ile harekât icra edecek seviyeye gelmiş olacaktır.

Türk Hava Kuvvetleri Hava Gücü

Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterinde açık kaynaklardan alınan bilgilere göre 266 adet muharip uçak bulunuyor. Bu uçakların dağılımı ise; 36 adet F-16C/D Block 30, 100 adet F-16C/D Block 40, 71 adet F-16C/D Block 50, 29 adet F-16C/D Block 50+ ve 30 (+/-) adet F-4E/2020 şeklindedir. Bu uçaklar altı adet ana üs (Eskişehir, Konya, Merzifon, Bandırma, Diyarbakır ve Balıkesir) ve iki adet ileri üste (Dalaman ve Malatya) konuşlanmıştır.

F-4E Phantom-II

1972 yılı şubat ayında ABD ile sözleşme görüşmeleri başlamış ve aynı sene içinde 40 adet F-4E Phantom II’yi kapsayan Peace Diamond-I adlı projesi yürürlüğe girmiştir. Türk Hava Kuvvetleri (THvK) 1974-1975 yılları arasında uçakları teslim almıştır. Peace Diamond-II Projesi kapsamında ise toplamda 32 adet F-4E Phantom -I ve 8 adet RF-4E Phantom-II siparişi verilmiştir. 1978 yılının nisan ayından itibaren uçaklar alınmaya başlanır. Peace Diamond- III Projesi kapsamında 1981 yılının temmuz ayından başlayarak Nisan 1984’e kadar ABD’deki Aircraft Maintenance and Regenaration Center (AMARC) adlı uçak deposundan 15 adet F-4E Phantom -II uçağı daha tedarik edilmiştir. Peace Diamond IV Projesi kapsamında ABD Hava Kuvvetleri’nin hizmet dışına çıkardığı 15 adet F-4E uçağı 1984–1985 yılları arasında alınmıştır. Bu uçaklar mevcut dört Phantom filosunun kaza-kırımlarda yaşadığı kayıplarının kapatılması için kullanılmıştır. Bu uçakları 1987 yılında Peace Diamond V Projesi ile ABD Ulusal Muhafızları’nın ihtiyatlarında bulunan 40 adet F-4E Phantom-II’nin gelmesi takip etmiştir. Peace Diamond VI Projesi kapsamında ABD Ulusal Muhafızları’nın hizmet dışına çıkarmış olduğu 40 adet F-4E uçağı 1991-1992 yılları arasında teslim alınmıştır. 1992-1994 yılları arasında Alman Hava Kuvvetleri’nden ihtiyaç fazlası 46 RF-4E, Kaan Projesi ile satın alınmıştır. Uçakların 12 adedi yedek parça kaynağı olarak alınırken, 34 adet RF-4E, teslim edilmeden önce Messerschmitt-Bölkow-Blohm (MBB) şirketi tarafından kapsamlı bir bakım, onarım ve iyileştirmeye tabi tutulmuştur. Türkiye, 1990’ların ortasına gelindiğinde mevcut F-4E Phantom-II uçaklarının bir kısmını en az 20 sene daha kullanılacak şekilde modernize etmeye karar vermişti. Bunun için İsrail IAI firması ile 1997 yılında anlaşmaya varılmıştır. 54 adet F-4E Phantom-II uçağı kapsamlı bir modernizasyona tabi tutulacaktı. Bu kapsamda yapısal iyileştirmenin yanında uçaklara EL/M-2035 çok görevli, X bandında SAR/GMTI (Syntetic Aparture Radar/Ground Target Moving Indicator) kabiliyetine sahip radar, Mil STD 1553, Baş üstü gösterge (HUD), ön kokpite bir adet, arka kokpite iki adet olmak üzere toplam üç adet çok Fonksiyonlu Gösterge Ekranları (MFD-Multi Function Displays) eklenmiştir. Uçaklara ayrıca Mikes’in ALQ-178[V]3 RWR ve ELTA’nın EL/L-8225 ECM podları takılmıştır. Bu modernizasyon ile uçaklar F-4E/2020 adını almıştır. Bu uçakların en büyük kazancı yerli üretilen mühimmatların hiçbir kısıtlama olmadan kullanılabilmesidir. Taşıdıkları modern mühimmatlar ile THvK’ın vurucu gücü olarak halen 111’inci Filoda 30 civarında F-4E/2020 görev yapmaktadır.

F-16C/D Fighting Falcon

Aralık 1983 tarihinde Türk Hava Kuvvetleri ile ABD Hava Kuvvetleri arasında, 160 adet F-16 uçağı için Teklif ve Kabul mektuplarının (LOA) imzalanmıştır. Peace Onyx I olarak adlandırılan bu proje ile 8 adet uçak General Dynamics Fort Worth tesislerinde, geriye kalan 152 adedi (136 F-16C ve 24 F-16D) de TUSAŞ tesislerinde üretilmiştir. 1987-1994 yılları arasında alınan 160 F-16C/D Block 30 ve 40 uçaklarında General Electric F110-GE-100 motoru kullanılmaktadır. Uçaklarda AN/ALQ-178(V)3 elektronik harp sistemi bulunmaktadır. 1993 tarihinde 40 adet AN/AAQ-13 Navigasyon Podu ve ve 20 adet AN/AAQ-14 Hedefleme Podu alınmıştır. 1997 yılında 20 adet daha hedefleme podu satın alınmıştır. Böylece THvK’ın iki F-16 Filosu (Squadron) gece alçak irtifada seyrüsefer ve taarruz kabiliyetine kavuşmuştur.

1992 yılında Peace Onyx II projesi başlamıştır. Tedarik edilecek, 80 adet F-16C/D Block 50, 1996-1999 yılları arasında teslim alınmıştır. Block 50 uçaklarında General Electric F110-GE-100 motoru kullanılmaktadır. 1998 yılı Eylül ayında, 5’inci Ana Jet Üssü’ndeki 151’inci Filo Block 50 uçakları ile aldığı AGM-88 füzeleriyle harbe hazır hale gelmiştir. Böylece THvK’nin de ilk SEAD filosu hayata geçmiş oldu. Peace Onyx III projesi ile F-16’ların yarı-ömür modernizasyonuna yönelik olarak 2003 yılı içinde başlatılan çalışmalar ile ABD Hava Kuvvetleri'nin F-16 uçaklarına uygulamış olduğu Ortak Konfigürasyon Uygulama Programı (Common Configuration lmplementation Program/CCIP)’na benzer bir program hazırlanmıştır. Envanterdeki Block 40 ve 50’lerin güncel ihtiyaçları karşılayacak şekilde modernize edilmesi ve Block’lar arasındaki farkların giderilmesi amaçlanmıştır. Program devam ederken kırımlar neticesinde eksilen uçakları tamamlamak için Peace Onyx (PO) IV programı ile 30 adet F-16C/D Block 50+ sipariş edilmişti. CCIP ile eldeki uçaklar da kabiliyet olarak Block 50+ seviyesine gelmiş oldu. PO-III ve PO-IV uçaklarında kullanılmak üzere ilk kez AGM-154A, AGM-154C, AGM-84K SLAM_ER, AIM-9X ve AIM-120C-7 mühimmatları alınmıştır. Bu mühimmatlara ek olarak 30 adet AN/AAQ-33 Sniper Hedefleme Podu, 30 adet AN/AAQ-13 LANTIRN ER seyrüsefer podu ve 20 adet ASELPOD’da envantere alınmıştır. PO-IV uçakları PO-III’lerden farklı olarak AN/ALQ-211(V)4 Geliştirilmiş Entegre Elektronik Harp (AIDEWS) ile donatılmıştır. Bu uçaklar CFT ile donatılmıştır. F-16D Block 50+ uçaklarında bulunan Dorsal Spine sayesinde dahili olarak AN/ALQ-211(V)4 taşıyabilmektedir. Bu sayede uçaklar muharip görevler için kullanılmaktadır. Blok 50+ tipi uçaklar Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki diğer F-16C/D uçaklarından farklı olarak Have Glass II adı verilen ve uçağın radar kesit izini düşüren radar sinyallerini emici (RAM) özelliğe sahip özel bir boya ile boyanmıştır. Dahili aktif Elektronik Harp sistemi olmayan 19 adet F-16D Block 50, 13 adet F-16D Block 40 ve 8 adet F-16D Block 30 uçağı için 42 adet AN/ALQ-211(V)9 Elektronik Harp Öz Savunma Podu tedarik edilmiştir.

Hava Gücünün Güç Çarpanı: Lojistik-Komuta Kontrol Kabiliyeti & Eğitim ve Harbe Hazırlık Seviyesi

Görüleceği üzere karşımızda sayısal olarak birbirine yakın iki kuvvet var. Olası bir çatışmada kuvvetlerin uçak sayıları kadar, bu uçakları destekleyecek unsurlar, komuta kontrol kabiliyeti, eğitim ve harbe hazırlık seviyeleri belirleyici etken olacaktır.

Günümüz hava muharebesinde komuta kontrol alt yapısı her zamankinden daha önemli bir hal almıştır. Düşman unsurlarını mümkün olduğunca uzak mesafelerden tespit ve teşhis etmek bu uçakların başarılı şekilde önlenmesi için büyük önem arz etmektedir. Her ülke kendini korumak için mümkün olduğunca arada boşluk kalmayacak şekilde radar ağı ile hava sahasını kontrol altında tutmayı amaçlar. Bunun için ülke etrafında stratejik noktalara sabit radarlar kurarlar. Sabit radarların yerleri belli olduğu için imhası görece kolaydır. Buna önlem olarak seyyar radarlar ve havadan erken ihbar uçakları kullanılır. Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz’deki onlarca adasına kurduğu sabit ve seyyar radarlar ana karasına gelecek saldırıları erkenden tespit etme imkânı vermektedir. Güney Kıbrıs’ın Rusya’dan hazır alım yöntemiyle S-300 almaya karar verdiğinde, Türkiye’nin göstermiş olduğu tepki sadece sistemin uzun mesafelerden füze atabilme kabiliyeti yüzünden değildi. Yunanistan, S-300’ün sahip olduğu radar sistemleri sayesinde Anadolu’nun içlerine kadar hava resmi oluşturabilecekti. Bu kabiliyet füzelerin kendisinden daha büyük bir tehdit oluşturmaktaydı. Kara konuşlu radarlara ek olarak Yunanistan’ın diğer önemli kabiliyeti ise envanterinde EMB-145H Havadan Erken İhbar ve Komuta Kontrol uçaklarının yer almasıdır.

Türkiye ise kurduğu radar ağı ile Yunanistan’dan gelecek saldırılara karşı hazırlıklarını en üst seviyede tutmaktadır. Elindeki kara konuşlu radarların menzil ve saldırıya açık olma dezavantajına karşı E-7T Havadan Erken İhbar ve Komuta Kontrol (HİK) uçakları tedarik edilirken. Bu uçaklar çok uzun mesafelerden gerek radarı ile gerekse Elektronik Destek (ED) sistemleri ile hedef tespiti ve teşhisi yapabilmektedir. Hava resmini oluştururken aynı zamanda deniz resmini de oluşturup ilgili komuta merkezlerine Link-16 Tactical Data Link (TDL) vasıtası ile aktarabilmektedir. Havadan Erken İhbar konusunda Türkiye’nin en büyük artısı Link-16 TDL kabiliyetine sahip 236 Adet F-16’sı varken Yunanistan’ın elinde sadece bu kabiliyete sahip 30 adet F-16 Block 52+Adv.’si olmasıdır. Ayrıca iki ülkenin HİK uçakları arasında kabiliyet farkı olduğu kadar havada kalma süresi de çok farklıdır. Türk Hava Kuvvetlerinin E-7T uçakları havada yakıt ikmali yaparak çok uzun süreler görevini devam ettirebilmektedir. THvK Suriye’de yaşanan çatışmalarda Havadan Komuta Kontrol de ne kadar etkili olduğunu sahada tecrübe etmiştir. E-7T uçakları, radar ve ED sistemleri ile düşman uçaklarını ve Hava Savunma Sistemlerini (HSS) tespit edip bunları kıymetlendirir, Link-16 TDL kabiliyetiyle bu bilgileri dost unsurlara iletir. F-16 pilotu kendi radarının menzili dışında olsa bile düşman unsurlarının konumunu görebilir kendisi tespit etmese bile düşman HSS’lerinin konumlarını görür. Bu bilgiye göre saldırı ya da kaçınma manevralarını yapabilir. Gene bu harekatlarda tecrübe edilen bir diğer konuda kara konuşlu Elektronik Taarruz sistemlerinin etkinliği olmuştur. THvK uzun yıllardır Elektronik Harbe önem vermiş ve bu konuda eğitime ve teçhizata yatırım yapmıştır. 90’ların sonunda başta İsrail’in desteği ile eğitimlere başlanmıştır. Filolar, İsrail’e gidip oradaki eğitim sahalarında uçuşlar yapmıştır. 1997’de ilk kez Red Flag tatbikatına katılınmış, bu eğitimlerde elde edilen tecrübeler ışığında Konya 3’üncü Ana Jet Üssünde Anadolu Kartalı Eğitim Merkezi (AKEM) kurulmuştur. Bu merkez komutasında Elektronik Harp Testi ve Eğitim Sahası (EHTES) faaliyete alınmış ve THvK Filolarının Hava Savunma Sistemlerine karşı Elektronik Harp taktiklerini öğrenmeleri ve bu sistemlerin imhasına yönelik taktiklerin geliştirilmesi sağlanmıştır. Kurulan bu alt yapı sayesinde bu eğitimlere müttefik ülkelerden de talep gelmiştir. Farklı ülkelerden gelen, farklı tipte uçaklar ile eğitim yapmak, THvK’ye büyük bir tecrübe kazanımı sağlamıştır. DACT (Dissimilar air combat training) hava muharebe eğitiminde önemli bir yer tutarken, AKEM sayesinde DACT eğitimlerinin çok farklı tipte uçaklara karşı da yapılma imkânı oluşmuştur. NATO üyesi olarak katıldığımız, Operation Deny Flight (12 Nisan 1993'te başlayan ve Birleşmiş Milletler'in Bosna-Hersek üzerinde ilan ettiği uçuşa yasak bölgenin uygulanmasını sağlayan bir NATO harekâtı) iki konuda Türk Hava Kuvvetlerinin ufkunu açmıştır. İlki, Müşterek Harekatın önemi, diğeri de Havadan Yakıt İkmalinin ne kadar hayati bir güç çarpanı olduğudur. THvK aslında müşterek harekata alışık bir kuvvettir. Kıbrıs Barış Harekâtı buna en büyük örnektir. O zamanın şartlarında yaşanan sıkıntılar kurumsal hafızaya kazınmıştır. AKEM’de özellikle Müşterek Harekât eğitimlerine ağırlık verilmiş, çok sayıda uçağın farklı görevlerde birlikte hareket edebilme kabiliyeti arttırılmıştır. Bu kabiliyet ilerleyen dönemlerde icra edilen harekatlarda meyvelerini vermiştir. Yapılan eğitimler sayesinde sınır ötesinde düzenlenen operasyonlarda çok küçük bir alanda, yüz kadar uçak, aynı anda hiçbir koordinasyon sıkıntısı yaşamadan harekât icra edebilecek kapasiteye erişmiştir. Bu seviyede kabiliyet, dünyada çok az ülkede vardır. Bölgede ise sadece İsrail’in bu kabiliyete yakın olduğunu söyleyebiliriz.  

Yunanistan ise benzer kabiliyetleri kazanmak için çeşitli faaliyetler Hava Kuvvetleri bünyesinde yürütmektedir. Andravida Hava Üssünde kurulu Fighter Weapons School (FWS) bu konuda eğitimler vermektedir. Kabiliyet ve yeterlilik açısından henüz AKEM seviyesinde olmasalar da Türkiye’ye karşı mevcut siyasal yaklaşım nedeniyle AKEM’e ciddi alternatif olduklarını söyleyebiliriz. Öyle ki daha önce eğitim için Konya’yı tercih eden ülkeler bu süreçte Andravida’yı tercih etmeye başlamışlardır.

Havada Yakıt İkmali Kabiliyeti ile Bölgesel  Hava Üstünlüğü Mümkün mü?

Operation Deny Flight’dan alınan bir diğer ders de Havada Yakıt İkmali (HYİ)’nin önemiydi. Harekât sırasında Nisan 1993’te başlayarak 141’inci, 142’nci, 161’inci, 181’inci, 182’nci ve 191’inci Filolar Bosna üzerinde icra edilen harekât için dönüşümlü olarak Ghedi-İtalya’da konuşlandırılmıştı. Kosova ve Bosna Savaşları esnasında toplam 10,626 sortide 30,647 saat görev uçuşu yapılmıştır. Bu uçuşlarda yoğun olarak HYİ yapılmıştı. Bu kabiliyetin Türk Hava Kuvvetleri’ne kazandırılması için 1994 yılında yapılan anlaşma ile AMARC (Aerospace Maintenance and Regeneration Group)’da depolanan yedi adet KC-135A tanker uçağının KC-135R olarak modernize edilerek alınmasına karar verilmiştir. HYİ kabiliyeti ile Doğu Akdeniz üzerinde daha az uçak ve personel ile harekât icra etmek mümkün olmaktadır. Her iki tarafın, uçakları da üslerinden kalkıp bölgeye intikal ettiklerinde yakıtlarının önemli bir kısmını kullanmış olacaktır. Bölgedeki görevini icra ettikten sonra üssüne dönecek kadar yakıtı da ayırmak zorundadır. KC-135R’ler sayesinde Türk Uçakları, üslerine dönmeden yakıt ikmalini yapıp bölgede kalmaya ve görevlerini icra etmeye devam edebilecektir. Hava harekâtında uçakların menzilleri, kâğıt üstünde yazan menzillere kıyasla çok düşmektedir. Uçaklar, üssünden kalkar kalkmaz en kısa rotadan hedefine gitmemektedir. Müşterek harekatın gerekliliği olarak önce kendilerine ayrılan sektörlerde toplanmakta görev için paketler oluşturulmaktadır. Göreve uygun irtifadan, düşman unsurlarından kaçınarak hedef bölgesine uçulmaktadır. Taşınan mühimmata uygun atış paterni belirlenmekte ve bununla ilgili başa doğru uçulmaktadır. Paketteki diğer uçaklarda kendi görevleri için manevralar yapmaktadır. Tüm bunlar için zaman ve yakıt harcanacaktır. Bu da uçakların muharebe yarı çapını ciddi olarak düşürmektedir. HYİ sayesinde rakibin 2 ya da 3 sortide birden fazla uçakla yapacağı görevi, Türk tarafı tek sortide ve tek uçak ile yapabilmektedir. YHvK bu eksikliğini gidermek için CFT kullanan uçak sayısını arttırmıştır. Ellerinde 90 adet F-16 Block 52+ önemli bir kuvvet çarpanıdır. Larissa ve Araxos üslerindeki Block 52+’lerin CFT olmadan Doğu Akdeniz’de görev icra etmeleri zordur. Bölgeye en yakın üsleri Girit’teki Suda (Souda)’dır. HYİ kabiliyeti olmayan YHvK bu eksikliğini adalardaki hava alanlarını ileri üs olarak kullanarak aşmak istemektedir. Yunan tarafı Girit adasının doğu tarafındaki Kasteli hava alanını ile Limni (Limnos) ve İskiri (Skiros) adalarını yoğun olarak kullanmaktadır. Ana üsleri dışında buralarda da Hızlı Reaksiyon Uyarısı (Quick Reaction Alert – QRA) nöbetleri tutmaktadırlar. Türk tarafı bu amaçla sadece Dalaman’ı kullanmaktadır. YHvK barış zamanı İsrail ve Fransa Hava Kuvvetlerinin tanker uçaklarından yakıt ikmali yapabilmektedir ancak olası bir sıcak çatışmada bu unsurlardan ikmal yapma olasılıklar düşük olacaktır. Fransa’nın Yunan tarafına verebileceği bir diğer destekte donanması sayesinde sağlayabileceği Hava Savunma desteği olacaktır.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ordudan ihraç edilen personeller nedeniyle sıkıntıya gireceği düşünülen THvK beklenenin aksine bölgedeki varlığını azaltmak bir yana arttırmıştır. Bunda daha önce kuvvetten ayrılan pilotların geri dönmesi ile sistemde kalan pilotların göstermiş olduğu insan üstü özveri ve yüksek görev anlayışı önemli bir etkendir. Bu durumdan ötürü neredeyse kuvvetteki personelin tamamı tecrübeli pilotlardan oluşmuştur. Darbe girişiminden kısa süre sonra, sınır ötesinde düzenlenen başarılı operasyonlarla THvK’nin bölgedeki etkinliğinin hala en üst seviyede olduğu ispatlamıştır. Sınır hattı ve sınır ötesinde yapılan Terörle Mücadele Harekatları sayesinde Türk pilotlarının gerçek harekât ortamında canlı mühimmat atma tecrübesi çok yüksektir. Bu tecrübe hava–hava mühimmatlarında da geçerlidir. Tek bir filonun attığı canlı mühimmat sayısı çoğu Hava Kuvvetinin attığı canlı mühimmat sayısından fazladır.

Hava Savunma Sistemleri vs. Seyir Füzeleri

Olası bir çatışmada her iki tarafın coğrafi olarak artıları ve eksileri var. Yüzölçümünün büyüklüğü (Derinliği) Türkiye için bir avantaj iken Yunanistan içinde adaları büyük bir avantajdır. Türk ana karasına yakın adaları anlaşmalara aykırı olarak HSS ile silahlandıran Yunanistan, Türk Hava Kuvvetlerimiz için tehdit oluşturmaktadır. Yunanistan bölgede çok katmanlı bir HSS ağı kurmuştur. Türk tarafının belki de en büyük eksikliği HSS’nin eksikliğidir. Bu eksikliği gidermek için son dönemde yerli olarak geliştirilen silahlara ağırlık verilmiştir. Güney Kıbrıs Rum Kesiminin S-300 alımı kararı üzerine THvK ilk uzun menzilli mühimmatı olan Popeye’ı almış ve uzun bir süre eldeki en uzun menzilli silah olarak kalmıştır. PO-III ve PO-IV ile alınan JSOW ve SLAM-ER seyir füzeleri adalardaki hava savunma sistemlerine karşı kullanabilecek diğer füze sistemleridir. Milli olarak geliştirilen SOM ve KGK’de Yunan HSS’lerine karşı etkin olarak kullanılabilir opsiyonlar olarak Türkiye’nin envanterinde yer almaktadır. Milli havadan havaya mühimmat ailesi GÖKTUĞ projesi de tamamlanınca THvK için büyük bir güç çarpanı olacaktır. Şu an kullandığımız havadan havaya mühimmatların atış parametrelerine Türk tarafı kadar Yunan tarafının da hâkim olduğu şüphesizdir. Bu duruma karşı önlem almak görece daha kolayken, milli mühimmatların envantere dahil olmasıyla Yunan tarafının elinden bu koz alınmış olacaktır. Suriye ve Libya’daki son harekatlarda olduğu gibi Dağlık Karabağ’daki harekatta da Silahlı İnsansız Hava Araçlarının özellikle kısa menzilli HSS için ne kadar büyük bir tehdit olduğu ortaya çıkmıştır. Yunan adalarındaki HSS’lerinin çoğunluğu benzer kısa menzilli sistemlerdir. Yunanistan’ın avantajı ise hava savunmasının kısmen birbirine entegre olmasıdır. Türkiye’nin kazandığı SİHA ve Elektronik Harp kabiliyeti bu entegre sisteme karşı başarılı olmanın anahtarı olarak gözükmektedir. THvK’nin envanterine aldığı ANKA IHA ve KORAL (Mobil Elektronik Harp Sistemi) ile yakın dönemde kullanıma alınması planlanan, Yüksek Faydalı Yük Taşıma kapasiteli AKSUNGUR SİHA, AKINCI SİHA ve Hava SOJ (Stand-Off-Jammer) kabiliyeti ile Türkiye bu alandaki üstünlüğünü daha da pekiştirecektir.

YHvK’nin Fransa’dan 18 adet Rafale hazır alımı ile F-16V modernizasyonu bölgedeki güç dengesini değiştirmek için önemli bir adımdır. Rafale uçağının AESA radar ve IRST kabiliyeti yanında gelişmiş bir Elektronik Harp ve Elektronik Destek kabiliyeti olması, Meteor uzun menzilli havadan havaya füze kabiliyeti ile Yunanistan için önemli bir kazanım olacaktır. Envanterlerindeki SCALP EG seyir füzelerini ve AM39 Exocet gemisavar füzelerini taşıyabilmesi de diğer bir avantajıdır. Muhtemelen eskiyen Mirage 2000’leri bu uçaklar ile değiştireceklerdir. Rafale’ler ile gene AESA radarlı 84 adet F-16V’nin 2020’lerin ortasında hizmete alınacak olması, YHvK’nin kabiliyet artışında çok önemli rol oynayacaktır. Özellikle savunma kulislerinde sıkça dile getirilen F-35 JSF hazır alımı gerçekleşir ise maalesef dengeler iyice alt üst olacaktır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik koşullar altında yeni uçak hazır alımı çok zor gözüküyor. Bunun için eldeki tüm imkanların Hürjet ve MMU (Milli Muharip Uçak) programlarına aktarılması zorunlu hale gelmektedir. Her iki geliştirme programı içinde önümüzde uzun ve zorlu bir yol olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde özellikle muharip uçak filosunda zafiyet yaşamamak için envanterdeki F-16’ların modernizasyonu önem arz etmektedir. Özellikle CCIP’de kısmen modernize edilen Block 30’lardan başlayarak tüm uçakları AESA radar ve yeni Elektronik Harp teçhizatı ile donatmak önem kazanmaktadır. Diğer yandan Özgün olarak geliştirilen Alçak-Orta ve Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemlerimizin de bir an önce envantere alınması önemli.

Hiç yaşanmamasını dilediğimiz bir sıcak çatışmada, iki ülkenin Hava Kuvvetlerinin kabiliyet ve imkanlarına kısaca göz attığımız bu yazıyı “Umarım iki ülkede tarihten ders çıkarır ve sorunları diyalog ile çözer” temennisi ile bitirmek istiyorum.