EN TR

Makale

Hava Savunma Sistemleri ve Güdümlü Hava-Yer Mühimmatlar Arasındaki Rekabete Analitik Bir Bakış

Dr. Feridun Tasdan, Western Illinois University

Issue 100

Günümüze kadar konvansiyonel savaşlar öncelikle havada başlamakta, havada üstünlük kurulması sonrasında, savaşın geri kalan aşamalarında karşı tarafın önemli kara ve deniz hedeflerinin imha edilmesi şeklinde devam etmektedir. Gelecek 10-20 yıl için yapılan tahminlerde ise hava üstünlüğünün kazanılması zorlaşacağı gibi, artık modern ve entegre hava savunma sistemleriyle korunan hedeflere klasik yöntemler ile yaklaşılması eskisi kadar kolay olmayacaktır. Sadece savaş uçaklarının hedeflerine ulaşmalarının önlenmesi değil, uzun menzilli seyir füzeleri ve hatta JDAM gibi kısa menzilli mühimmatların hedeflerine ulaşmadan havada önleyebilecek sistemler geliştirilmektedir. Örneğin, GPS sinyallerinin karıştırılması ile JDAM benzer mühimmatların hassasiyetini düşürülmesi mümkün hale gelmiş veya namlulu uçaksavarların zaman ayarlı havada paralanabilen akıllı mühimmatlar ile düşürülmesi mümkün hale gelmiştir. Savaş uçaklarının kendilerini korumak ve düşmanın iyi korunan hava sahasına penetre edebilmek için radara görünmezlik (stealth), elektronik destek ve karıştırma, veri füzyonu, etkin komuta kontrol imkânlarına sahip olmaları gerekmektedir. Ayni şekilde Hassas Güdümlü Mühimmat (HGM) sınıfına koyacağımız uzun menzilli seyir füzeleri veya kısa menzilli (15km civarı) lazer güdümlü akıllı güdümlü mühimmatların dahi isleri artık çok zorlaşacak çünkü farklı sınıflardaki (kısa-alçak-orta-uzun olarak sınıflandırabiliriz) hava savunma sistemlerinin (HSS) sensor ve füze teknolojideki gelişmeleri çok iyi takip ettikleri, daha modern ve yüksek vuruş yüzdesine sahip, entegre çalışabilen komuta kontrol sistemleri yönetiminde farklı tipteki hava hedeflerin etkili olabilecekleri görülmektedir.

ABD Hava Kuvvetleri (USAF)’nin 1990 1. Körfez ve daha sonra 2003 yılındaki 2. Körfez operasyonlarında HGM’larin hedefe ulaşması olasılığı %95 üzerinde olduğu kabul edilerek her 1 hedefe yaklaşık 1.5 adet HGM kullanılmıştır. Hedef Sayısı/Sorti oranına bakıldığında ise 2. Dünya savaşanda 1 kara hedefini imha etmek için yaklaşık 1000 bombardıman uçağı ve 9000 adet güdümsüz bomba kullanılmıştı. 1970’lerdeki Vietnam savaşında ise 1 kara hedefine yaklaşık 176 güdümsüz bomba ve yaklaşık 30 sorti yapılması gerekmişti. 1990’lara gelindiğinde artık GBU-10/12 serisi LGB (Lazer Güdümlü Bomba) yaygın kullanımı nedeniyle, 1 kara hedefine karşı 1 sorti ve 1 mühimmat kullanımı oranına ulaşılmıştır. Günümüzde ise GPS ve diğer güdüm teknolojilerindeki gelişmeye paralel, artık USAF’in B-2 veya diğer büyük hacimli bombardıman uçakları tarafından 80 farklı kara hedefine 1 sortide 80 adet mühimmat kullanılarak operasyonlar yapılabilmektedir. Fakat 2020 ve sonrasında durum ne olacaktır? GPS ve güdüm sensorleri teknolojilerinin gelişmesiyle çok farklı modlarda güdüm teknikleri kullanan, 2000’li yıllara göre çok daha gelişmiş kısa veya uzun menzilli hassas güdümlü mühimmatların hedefler üzerindeki bu baskın etkisi sürecek midir? Bunun cevabı savaş teknolojileri tek eksende gelişmemekte, benzer yüksek teknolojiler artık hava savunma sistemleri ve diğer pasif önleme sistemleri üzerinde yansımaktadır.

Günümüz ve gelecek hava-yer harekâtlarında kullanılacak hassas güdümlü mühimmatların (HGM) hedefe vurulmadan varış olasılığının olçumu gerçekten zor bir tahmindir. Birçok faktör başarılı bir vuruş ve hedef imhasını etkileyebilecektir. Örneğin, düşman tarafın elindeki hava savunma sisteminin (HSS) sahip olduğu kabiliyetler (reaksiyon suresi, radar, E/O sistemlerinin etkinliği, ECM’den etkilenmeme gibi), bu HSS’leri kullanan askerlerin eğitim ve hazırlık seviyeleri, teknik/bakim seviyesi gibi faktörler sayılabilir.

Ayrıca yukarıda kısa bir özeti yapılan günümüz gelişmiş ve halen geliştirilen hava savunma sistemlerinin; gelişmiş Gallium Nitride (GaN) yarı iletken teknolojisi kullanan AESA radarlara, yüksek hesaplama kabiliyetine sahip RF sinyal işlemcilere, pasif IIR güdüm kabiliyetine, ECM’ye karşı dirençli teknolojilere ve çok iyi şekilde entegre çalışabilen katmanlı radar ağına sahip olacaklarını öngörmek yanlış olmayacaktır. Artık hava soluyan hedefler yanında, düşük radar ekosuna sahip güdümlü mühimmatlara karşıda HSS’lerin etkinlikleri artarak devam edecektir. Örneğin, sürekli sahada aktif çalışan ve gerçek şartlarda denenme şansı bulan İsrail’in Demir Kubbe sisteminin başarılı önleme oranının %90 üzerinde olduğu söylenmektedir. Bu sistem Hizbullah tarafından atılan Katyusha tipi veya daha uzun menzilli 122mm roketleri direk vuruş yaparak önleyebilen bir sistemdir. Benzer bir sistemi başka bir ülke tarafında satın alınıp, modifiye edilerek, bir hava üssüne yapılacak saldırıda seyir füzeleri ve diğer hassas güdümlü mühimmatların önlenmesi içinde kullanılması mümkündür. Yukarıdaki sayfalarda bahsedilen Skyshield, C-RAM ve Pantsir S1 gibi nokta veya kısa-orta menzilli hava savunma sistem üreticileri ürünlerinin akıllı güdümlü mühimmatlar dahil tüm hava soluyan hedeflere karşı etkili oldukları ısrarla söylenmektedir. Bu sistemler tarafından korunan bir askeri hedefin imhası için 1 bir sorti veya 1 mühimmat yetmeyeceği artık askeri yetkililer ve Washington DC’deki bazı stratejik araştırma merkezleri tarafından da ifade edilmektedir.