EN TR

Makale

Reis Sınıfı Denizaltılar Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki Güç Dengesini Nasıl Etkileyecek?

by CAYROSKOP

Issue 105

Deniz harbinin fiziksel koşullarının denizaltılara sağladığı avantaj, gözle görülemeyen bu unsur ile savaşmayı çok zorlaştırmıştır. Gelişen teknoloji ile beraber ülkeler donanmalarını sofistike çözümlerle destekleyerek yeni taktikler üretmeye çalışsa da, denizaltıların suüstü unsurlarına karşı büyük üstünlüğü hala devam etmektedir.

Denizaltılarla savaşmak zordur. Çünkü denizde günlük su şartlarına göre oluşan ve “tabaka derinliği” olarak adlandırılan derinliğin altına sonar sinyallerinin ulaşması çok zordur. Bu tabakanın altına gizlenen denizaltıları karinaya monteli sonarlar ile emniyetli mesafeden tespit mümkün olmadığı için, deniz karakol uçaklarından atılan sonar şamadıraları (sonobuoy), gemiler tarafından derine daldırılan çekili sonarlar (variable depth sonar) ya da helikopterler tarafından değişik derinliklere daldırılan sonarlar (dipping sonar) ile bu tabaka kırılmaya çalışılsa da, Doğu Akdeniz alanı gibi geniş alanlarda bir denizaltıyı arayıp bulmak samanlıkta iğne aramak gibidir. Bir de Adalar Denizi gibi topografyanın deniz harbini zorlaştırdığı sığ sularda, sualtı gürültüsünün sonarlarda oluşturduğu interferans bu sularda denizaltılarla mücadeleyi bir kat daha arttırmaktadır.

Kabaca izah edilen bu hususlar nedeniyle tipi ne olursa olsun denizaltıların varlığı başlı başına bölge dengelerini değiştiren bir parametredir. Göremediğiniz bir düşmanın geminize attığı tek bir torpidonun, gemiyi üzerinde taşıdığı tüm füzeleriyle birlikte batırabilmesi, sahil bölgesine sızıp sahil bataryaları ve radarlar gibi hassas istihbaratı tespit edilmeden toplayabilmesi, düşman hattına sızıp değerli hedef bilgilerini vurucu platformlara aktarabilmesi, hatta kabiliyeti varsa düşman kıyılarına hücum edip düşmanın savaşma azminin kırılmasına yardımcı olmak suretiyle harbin akışını değiştirme yetenekleri denizaltıları diğer deniz harbi unsurlarından farklı olarak “stratejik” kılar.

Bu nedenle denizdeki gerginliklerin boyut ve ciddiyetinin anlaşılması için en önemli parametrelerden bir tanesi denizaltıların hareketleri olarak görülür. Karşı taraf ile gerginlik yaşayan bir ülkenin denizaltılarının denize çıkması, o ülkenin harbe varacak tüm opsiyonları göze aldığı şeklinde yorumlanır. Bunun bir örneği Baltık Denizi’nde NATO’nun faaliyetlerine bir tepki olarak 28 Ekim 2019’da Rus Baltık filosuna ait on adet denizaltının aynı anda denize açılmasının Baltık ülkeleri başta olmak üzere tüm NATO’da yarattığı tedirginliktir. İşte denizaltıların varlığı ve kabiliyetleri bu kadar önemlidir.

Çünkü denizaltılar savaşta harbin kaderini değiştiren unsurlar olarak tarihteki yerini almıştır. Yakın sayılacak bir örnek 1982’de Falkland savaşında yaşanmıştır. Arjantin’in General Belgrano muhribinin İngiliz HMS Conqueror nükleer denizaltısı tarafından batırılması Arjantin Donanmasını ilan edilen sahasının dışında bulunmaya zorlamış ve harbin gidişatını değiştirmiştir.

Havadan Bağımsız Denizaltılar

Denizaltılar genelde ana tahrik (itici) sistemleri ve taşıdıkları stratejik füzelere göre sınıflandırılırlar. Temel denizaltı tipi olan ve klasik denizaltılar olarak da bilinen dizel elektrik denizaltılar (SSK) on yıllardır birçok ülke tarafından kullanılmaktadır. Bu denizaltılar, sualtındaki sessizliğinin yarattığı avantaja rağmen belirli periyotlarla bataryalarını şarj etmek için periskop derinliği olarak adlandırılan sığ derinliğe gelmek ve şnorkel işlemi yapmak zorundadır. Bu işlem dizel denizaltıların taktik elastikiyetini azatlmakta, denizaltıları tespit ve angajmana karşı hassas hale getirmektedir.

Diğer bir tip olan nükleer denizaltılar (SSN), daha büyük ve sofistike olmakla beraber boyutları çok sayıda stratejik füze taşımasına müsaade etmektedir. Bu avantajlarına rağmen gerek nükleer reaktörün gerekse çalışan diğer sistemlerin gürültüsü özellikle denizaltı-denizaltı muharebesinde nükleer denizalıların dezavantajıdır.

Her iki tipin dezavantajlarını azaltmak için yeni bir tip olarak geliştirilen Havadan Bağımsız Tahrikli (Air Independent Propulison (AIP)) denizaltılar diğer iki tipin dezavantajlarını azaltmış, hem sessiz hem de haftalarca suyun altında kalabilen bu unsurlar olarak günümüzün denge değiştiren parametrelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Havadan bağımsız tahrik sistemleri; 20. yüzyılda kapalı dizel cevrimi ve İsveç menşeili Stirling tipi makineler ile hayata geçmiş olsa da başlarda genis bir kullanım alanına sahip olamamıştır. Ancak özellikle Almanların geliştirdiği yakıt pili teknolojisi ile birlikte hayata geçirilen 212 sınıfı Alman-İtalyan ortak yapımı denizaltılar ve sonrasında Güney Kore, Yunanistan, Portekiz ve Türkiye’nin de edindiği 214 sınıfı denizaltılar ile havadan bağımsız tahrikli denizaltılar denizlerdeki yerini almıştır.

AIP’li denizaltılar dizel denizaltılara karşı çok üstündür. Bu üstünlüğün en önemli nedeni dizel elektrik denizaltıların en geç 24 saatte bir periskop derinliğine gelip şnorkel yapma ihtiyacı varken AIP’li denizaltıların haftalarca dalmış durumda kalabilmesidir. Klasik denizaltılar su altındayken rutin karakol süratinin üzerine çıktığı takdirde bataryasının planlanan zamandan önce boşalması nedeniyle program harici şnorkel yapmaya ihtiyaç duyar. Bu durum özellikle muhasımın Denizaltı Savunma Harbi (DSH) unsurları ile denizaltıyı baskı altına aldığı senaryolarda yaşanır. Bu nedenle dizel elektrik denizaltılar bir şekilde muhasım DSH birliklerine temas verdiği takdirde kaçması zordur. Yapacağı kaçınma manevraları bataryalarının hızlı deşarj olmasına neden olacağı için zor duruma düşme ihtimali yüksektir. Ancak AIP’li denizaltılar bir şekilde temas verirse süratle tabaka derinliğinin altına inip aksi rotada son yol kaçabilme şansına sahiptir. AIP’li denizaltıların bu şekilde DSH birliklerinden kaçması denizaltının belirsizlik sahasını büyütecek, muhasımın çok fazla gayret sarf etmesine sebebiyet verecektir.

AIP’li denizaltılar periskop derinliğine ya da yüzeye çok nadir çıktıkları için, denizaltıların bulunmasında en önemli enstrüman olan istihbarat raporlarına girme ihtimali de çok azdır. Akdeniz’i baştan başa dalmış durumda kat edip görevini icra edip dönme kapasitesinde olan bu denizaltılar denize açılmasa bile onların varlığı düşman için hesaba katılması gereken önemli bir kriter olur. Karşısında AIP’li denizaltı olduğunu bilen bir donanma, güç aktarımı yapma ihtiyacı olduğunda herhangi bir istihbarat ya da temas olmasa dahi özellikle kritik geçitlerden değerli kuvvetlerini geçirmeden önce bu bölgede yoğun DSH gayreti sarf etmesi gerekecek, bu da planladığı harekatın aksamasına neden olacaktır.

Nükleer denizaltıların içerisinde bulunan reaktör ve reaktörün gücü pervanelere aktarmada kullandığı çevrim bir denizaltı için olması gerekenden çok daha fazla gürültü yaratmaktadır. Bu durum, manevra gücü ve sahip olduğu silahlar daha kıstılı olsa da dizel denizaltıların popülaritesini azaltmamaktadır. Ayrıca bu durum nükleer denizaltıların dizel denizaltıları tespitini zorlaştırmakta, ancak, dizel denizaltıların mecburen yaptığı şnorkel faaliyetinin yarattığı gürültü bu avantajı zaman zaman ortadan kaldırmaktadır. İşte AIP’li denizaltıların bu ihtiyacının olmaması, nükleer denizaltılara karşı haftalarca sualtında mücadele etme imkanı vermekte ve tespit edilmeden savaşmasını sağlamaktadır.

Bu avantajlara AIP’li dizel denizaltıların son yıllarda kazandığı; çok sayıda torpidoyu aynı anda güdümleme, balistik ve nükleer füze fırlatma, uydu iletişim imkanları, ağ merkezli harp, mayın dökme gibi teknolojik gelişmeler eklenince AIP’li denizaltılar önemi bir kuvvet çarpanı olarak deniz harbinde öne çıkmaktadır.

Foto: Yeni Tip Denizaltı Projesinin ilk Denizaltısı  "Pirireis"

Reis Sınıfı Denizaltılar Dengeleri Değiştirir mi?

İlki Aralık 2019’da havuza indirilen Reis sınıfı denizaltılar (Tip 214TN), Türkiye’nin çevre denizlerde dengeleri ciddi manada değiştirecek bir kabiliyet olarak görülmektedir. Yaklaşık 68 metre boyunda ve 2000 ton civarı deplasmana sahip bu denizaltılardan Türk Deniz Kuvvetleri için 6 tane inşa edilecektir. Bu denizaltıların 2022-2027 yılları arasında hizmete girmesi planlanmaktadır. Gemi içerisindeki birçok alt sistemde yerli çözümler olması planlanan denizaltılardan AKYA torpidosu gibi yerli silahların da atılması hedeflenmektedir. Harpoon Blok-II gibi kıyıya atılabilen füzelerle donatılacak denizaltılarla ilgili olarak, üretici firma olan Thyssenkrupp Marine Systems tarafından tasarlanan mevcut mimarisinde bulunmasa da sınıfın sonraki gemilerinde Gezgin füzesinin atılabilmesi ile ilgili beklentiler de bulunmaktadır.

Foto: İsrail Super Dolphin Havadan Bağımsız Denizaltısı INS Tanin

Doğu Akdeniz bölgesinde Reis Sınıfının muadili olarak Yunanistan envanterinde 4 adet Tip 214 AIP’li denizaltı ve 1 adet AIP ile modernize edilmiş Tip 209 denizaltı, İsrail envanterinde ise aktif durumda 2 adet Dolphin-II sınıfı AIP’li denizaltı bulunmaktadır. Gelecek yıllarda İsrail’in AIP’li denizaltı sayısının 6’ya çıkması planlanmaktadır. Bu iki devlet haricinde diğer bölge ülkeleri (Suriye, Mısır, Cezayir) henüz AIP teknolojisiyle tanışmamıştır.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin 2027’ye kadar 6 adet Reis Sınıfı denizaltıya kavuşmasının ardından halihazırda dizayn aşaması devam etmekte olan MİLDEN projesi kapsamında üretilecek milli denizaltılar ile AIP’li denizaltı sayısı bölge ülkeleri arasında ciddi bir fark yaratacak, teknolojik olarak gelişmiş Gür sınıfı denizaltıların imkan kabiliyetlerinin birçoğunun MÜREN projesi kapsamında daha eski olan bir kısım AY ve PREVEZE sınıfı denizaltılara tatbik edilmesi, Denizaltı Filosunun Akdeniz Donanmaları arasındaki seçkin pozisyonunu perçinleyecektir.

Türkiye’nin son çeyrek yüzyılda savunma sanayisinde yaptığı birçok atılımda olduğu gibi AIP’li denizaltıya sahip olmasının dengelerde yaratacağı değişiklik gerek bölge ülkeleri gerekse küresel oyuncular tarafından dikkatle takip edilmektedir. Özellikle Mavi Vatan doktrininin fiilen denizde uygulanmasıyla beraber Türk Donanmasının denizlerde daha fazla varlık göstermeye başlaması, Reis sınıfı denizaltılar envantere girdikten sonra ne kadar aktif kullanılacağı ile ilgili kuvvetli bir ipucu vermektedir.

2008 yılında karşılaştığı büyük ekonomik kriz nedeniyle savunma harcamalarını büyük ölçüde kısmak zorunda kalan Yunanistan’ın savunma sanayii projelerini dondurmak zorunda kalması, Yunan Donanması’nın Adalar Denizi’ndeki etkinliğini azaltmaya başlamıştır. Bu süreçte Türk Donanması’nın etkinliğinin artması karşısında Yunanistan, adalardan kaynaklanan coğrafi avantajı haricinde AIP’li denizaltılarının varlığını önemli bir avantaj olarak görmekte, bu nedenle Türk Donanması’nın bu teknolojiye kavuşmasını istememektedir. Bu kapsamda Oruçreis araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle Avrupa Birliği nezdinde diplomatik girişimlerini arttırmış, bu girişimler esnasında Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, 11 Eylül 2020 tarihinde Almanya’ya Reis sınıfı denizaltı projesine verdiği desteği çekmesi çağrısında bulunmuştur. Bu çağrıda Dendias, Güneydoğu Akdeniz ve Ege'de kendilerinde bulunduğunu iddia ettiği stratejik avantajın bozulabileceğine yönelik endişelerini dile getirmiştir.

Savunma doktrinini özellikle ana karasını ve Leviathan ile Tamar petrol platformlarını korumak üzerine oluşturan İsrail’in AIP’li denizaltılarından beklentisi daha farklıdır. İsrail, ülkesine olan tehdidin daha çok İran ve onun desteklediği silahlı gruplardan geleceğini hesap etmekte, bu kapsamda ülkesine kurduğu gelişmiş hava savunma sistemlerini yeni satın aldığı Sa’ar 6 sınıfı korvetlerde bulunan Barak-8 uzun menzilli hava savunma füzeleri ile desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, oldukça teknolojik olan AIP’li denizaltıları ile ana karasına sualtından gelmesi muhtemel saldırıları bertaraf etmek için kullanabilir, saldırı olduğu takdirde denizaltılarında bulunan stratejik füzeler ile karşılık verebilir. İsrail bu denizaltıları tespit  edilmeden Basra Körfezinde konuşlandırabilir ve bunlardan atılacak seyir veya nükleer füzeler ile İranın kritik tesislerini etki altına alabilir. Buradan anlaşıldığı gibi, İsrail’in İran ve komşu ülkerine karşı avantajlı konumunun başında, hava kuvvetlerinin üstünlüğü ve sahip olduğu Dolphin-II denizaltılarının karanın derinliklerindeki stratejik hedefleri vurabilme kabiliyeti gelmektedir.

Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz özelinde, Türk Deniz Kuvvetleri, Reis sınıfı denizaltıları envantere aldıktan sonra bölgede en fazla AIP’li denizaltıya sahip olan ülke konumuna geçecek, Yunanistan’ın üstünlük sağladığını düşündüğü tek enstrüman durum muhakemelerinde yerini dezavantaja bırakacaktır. Adalardan kaynaklanan coğrafi avantajlar aynı zamanda korunması gereken bölgeler olacağı için Türkiye’nin savaş sebebi saydığı konu olan karasularını 12 mile çıkartması halinde AIP’li denizaltıların kritik adaların karasularında günlerce tespit edilmeden faaliyet göstermesi ve tehdit yaratması terazideki dengeyi Türkiye yönünde değiştirecektir. Türk Deniz Kuvvetleri özellikle son dönemde Libya, Suriye ve Azerbaycan’da oldukça başarılı olan yerli üretim İHA/SİHA’ları ve AIP’li denizaltıları ile bölgede kaplama sağlarken, suüstü unsurları ile çok fazla boy göstermeden A2/AD sağlayabilme kapasitesine sahip olacaktır.

Her ne kadar İsrail’in AIP’li denizaltılarını esas tehdit algısı açısından kullanacağı düşünülse de, son yıllarda Doğu Akdeniz’de doğalgaz konsorsiyumu ile başlayıp askeri ittifaka dönüşen Yunanistan İsrail ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin AIP’li denizaltıya sahip olmaması Doğu Akdeniz’de bu ittifaka bir üstünlük sağlamaktaydı. Ancak Reis Sınıfı denizaltılar ve hemen ardından MİLDEN’lerin de hizmete girmesiyle Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Mısır arasında oluşacak bir koalisyonun politik ve askeri gücü sarsılacak, bu üstünlük Türk Deniz Kuvvetlerine geçecektir.  Bu denizaltıların bölgedeki kritik geçitlerde su üzerine çıkmadan tesis edecekleri kesintisiz karakol, Yunanistan’ın bölgede çıkabilecek olası bir krizde ihtiyaç duyacağı Ege-Akdeniz-Kıbrıs ulaşımı kesecek, stratejik kuvvet aktarımına mani olabilecektir. Ayrıca Adalar denizinde, SİHA’lar ile birlikte bölgeye konuşlanması muhtemel S-400 hava savunma sisteminin koruması altında görev yapacak su süstü unsularına aktaracakları temaslar, krizde tanımlanmış deniz resminin tesis edilmesi, harpte ise etkili angajmanlar yapma konusunda önemli avantajlar sağlayacaktır.

Sahip olacakları uydu muhabere ve Link-11 kabiliyetleri ile ağ merkezli harbin denizaltındaki sessiz ve etkili üyeleri olacak AIP’li denizaltılar, hem Adalar Denizi hem de Doğu Akdeniz’de askeri dengeyi değiştirecektir. Ayrıca barış zamanı icra edecekleri istihbari görevlerle askeri uydularımız ile birlikte hedef istihbaratı konusunda önemli fayda sağlayacaklardır.

Sonuç olarak Türkiye, sahip olacağı havadan bağımsız tahrik sistemli denizaltıların deniz gücüne sağlayacağı ilave güç çarpanı ve taktik elastikiyet sayesinde Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de politik seviyede kendisine karşı oluşan koalisyonun sahada etkisini zayıflatırken, taktik seviyede de S-400 lerin sağladığı hava korumasına benzer bir örtüyü sualtında tesis etmiş olacaktır. Barışın korunmasında etkili, caydırıcı ve saygın bir kuvvet olan Türk Deniz Kuvvetlerinin sualtındaki gücünün etkisi tüm bölge ülkeleri tarafından hissedilecek, Mavi Vatan’daki deniz alaka ve menfaatlerimizin korunması açısından çok önemli bir  mihenk taşı olacaktır.