EN TR

Makale

Ülkemiz Savunma Sanayinde Her Alanda Yetkinlik Kazandı

Yılmaz KÜÇÜKSEYHAN, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Savunma Sanayi Sektör Meclis Başkanı

Savunma Sanayii stratejik bir sektördür. Sektörü stratejik yapan hususları ifade etmek gerekirse;

Katma değeri çok yüksektir. Ülkenin küresel ortamda önemli bir politika vasıtasıdır. Diğer sektörlere lokomotif görevi yapar. Teknolojik yapının gelişiminde önemli bir araçtır ve ülkeleri bağımlı yapar.

Sektör, ülkenin bekasında milli bir güç unsurudur. Türk Savunma ve Havacılık Sektörü üç aşamadan geçerek bugünkü başarısına ulaşmıştır. 1985 savunma sanayi ihtiyaçlarımız, 1985 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (bugünkü adıyla Savunma Sanayi Başkanlığı) kurulana kadar olan süreçte, 1974 Barış Harekâtına kadar olan dönemde ağırlıklı olarak tek kaynak ve hazır alım tedarik sisteminin sorunlarını uygulanan ambargolar ile oldukça ağır bir bedelle ödemiş, ancak bu ambargolar tedarik politikalarının yanlış olduğunu göstermiştir. Tek kaynak ve hazır alım safhasından çoklu kaynak ve hazır alım uygulamasına geçilmiş, Türk Savunma ve Havacılık Sanayi filizlenmesi yavaşlatılmıştır. 1990'lı yılların başında “Hazır Alım” hızını biraz azaltarak devam etmiş, 1990-2000 yılları arasında ise “Ortak Üretim” ve “Lisans altında üretim” modeli üretimine geçilmiştir. Bu dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerli ve milli teknolojilerle ürettiği ürünler %20 ihtiyacı karşılar duruma gelmiştir.

TSK'nın modernizasyonu amacıyla yürütülen projeler vasıtasıyla 2000'li yıllardan itibaren yurt içi geliştirme modeline ağırlık verilerek modern bir savunma sanayi modeli inşa edilmeye başlanmış ve TSK envanterine yurt içinde geliştirilen zırhlı araçlar, korvetler, insansız hava araçları, eğitim uçakları gibi önemli platformlar girmeye başlamıştır. Bu süreçte savunma sanayimiz, “lisans altında üretim” ağırlıklı bir yapıdan “mühendislik ve tasarıma dayalı üretim” ve teknolojik alt yapı ağırlıklı bir yapıya dönüşmüştür. Savunma Sanayii Başkanlığının ana sistem projelerinde ana yüklenicilerin yerli firmalardan oluşacağı politikası, sektöre çok önemli bir ivme kazandırmıştır. Milli ve yerli farkındalık firmalarımız tarafından özümsenmiş, Türk Savunma ve Havacılık Sanayi önemli sayılacak ölçeklerde sağlam bir teknolojik altyapı bina etmeye başlamıştır. TSK ve kamu kurumlarımızın ihtiyaçlarının yerli

Firmalar tarafından “yurt içi geliştirme modeli” esas alınarak karşılanması, millî bir politika olarak benimsenmiş hem TSK'nın modernizasyonu hem de savunma sanayimizin geliştirilmesinde olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Bu olumlu sonuçlar neticesinde savunma sanayimiz, TSK ve güvenlik güçlerimizin sistem ihtiyaçlarını karşılamada belirli bir olgunluğa gelmiş bulunmaktadır.

“TSK ve Kamu Kurumlarımızın ihtiyaçlarının yerli firmalar tarafından yurt içi geliştirme modeli esas alınarak karşılanması, milli bir politika olarak benimsenmiş hem TSK’nın modernizasyonu hem de savunma sanayimizin geliştirilmesinde olumlu sonuçlar elde edilmiştir”

Bugün sektör, Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını yüzde 60'ın üzerinde yerli ve milli sistemlerle karşılar durumdadır. Savunma sanayii %100 yerli ve milli sistemlerden oluşan hiçbir ülke yoktur. Türk Savunma Sanayiinin gelişim hızı, AR-GE ve teknoloji üretimine verdiği teşvik ve desteklerle parlak bir gelecek vadetmektedir. Savunma sanayimizin sistem seviyesinde ulaştığı bu kabiliyetin derinleştirilmesinin ve ihtiyaç duyulan alt sistem ve teknolojilerin ülkemize kazandırılmasının önemli olduğu değerlendirilmiştir. Bugün Türk Savunma ve Havacılık Sanayii sektörünü birkaç satırla ifade etmek gerekirse;

• Her türlü kara platformu, deniz üstü platform ve konvansiyonel silah ve mühimmat ile taktik-hassas vuruş gücü olan sistemleri özgün olarak tasarlayıp envantere alabilecek bir yetkinliğe ulaşmış bulunmaktadır. Bu ürünlerini dünya pazarlarında rekabetçi olarak pazarlamaya başlamıştır. Uydu konusunda da benzer gelişmeler gerçekleşmiş ve Türk uyduları bugün yörüngelerinden yer istasyonlarına görüntülerini göndermeye başlamıştır.

• Hava platformlarında özgün ürün geliştirme çalışmaları başlamış, IHA sistemlerini envantere alma aşamasına erişilmiştir. Çalışmaların önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde özgün eğitim ve savaş uçağı, helikopter gibi sofistike hava platformlarında da aynı düzeye gelmesi beklenmektedir. Havacılık sektörümüz, sivil havacılık konusunda da önemli bir tedarikçi statüsünü kazanmış durumdadır.

• Denizaltı platformları için de özgün ürünlerimize sahip olma çalışmaları yoğun bir şekilde devam etmektedir.

• Uydu fırlatma yeteneğinin kazanılmasına yönelik faaliyetler de 2013 yılı içerisinde sektörümüzün çalışma konuları arasına alınmış bulunmaktadır.

Yukarıda da ifade edildiği şekilde ülkemiz savunma havacılık sanayii, karadan havaya, denizaltından uzaya her alanda yetkinlik kazanmaya başlamış bulunuyor.

2017 yılı Türk Savunma ve Havacılık Sanayii performansında dikkati çeken önemli husus, cironun %25 gibi çok önemli bir bölümünün AR-GE harcaması olmasıdır. Hiçbir sektörde bu oran %100 olmamıştır. 6.653 milyar dolarlık cironun 1,2 milyar dolarlık kısmı AR-GE için harcanmıştır. Bunun anlamı, yerli ve milli özgün teknoloji mahsulü ürünlerdir.

Savunma Sanayinin İhracattaki Başarısı

Genel görünümünü ortaya koyarken Türk Savunma ve Havacılık Sanayiinin ihracattaki başarısından da bir iki cümle ile bahsedelim. 2017 performans anketi sonuçlarına göre,1.677 milyar dolarlık ihracatını 2017 yılında 1,746 milyar dolara çıkarmıştır. Gümrük çıkışlarına göre ihracat resmi rakamları bunlar olmasına karşın, bu rakamlara Yurt Dışı Döviz Kandırıcı Hizmetlerin Getirisi de ilave edildiğinde Yurt Dışı Satış Gelirleri olarak etiketleyeceğimiz ihracat rakamı 2 milyar dolar civarındadır. Resmi ihracat rakamları dikkate alındığında Türkiye Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatı, Türkiye'yi 12'inci sıraya sokmaktadır. Türkiye Uluslararası Savunma Sanayii Araştırma Kurumlarına göre bölgesel bir güç ve yükselen üretici altı ülkeden biri olarak açıklanmaktadır.

İhracatımızın 2017 verilerine göre; bu yıl 0,635 milyar dolar ABD, 0,464 milyar dolar Avrupa ve 0,722 milyar dolar diğer ülkelere satış yapılmıştır. Bir yıl öncesine nazaran ABD'ye yapılan ihracat değişmemiş, Avrupa'ya yapılan ihracat artmış, Orta Doğu Bölgesine yapılan ihracatta azalma gözlenmiştir. Konu ihracattan açılmışken bir miktar da ithalat durumumuzdan bahsetmek isterim. Bugün savunma sanayii sektöründe ilk sırada bulunan ABD bile ithalatta zaman zaman ön sıralarda yer almaktadır.

2013-2017 sıralamasında Türkiye'nin ilk 10 ithalatçı ülke arasında yer almadığını görüyoruz. Türkiye, 1,5 milyar dolarlık ithalatında ham madde ve yarı mamul madde kalemlerinde ithalata ihtiyaç duymaktadır. İthalat durumuna bakarak ülkelerin savunma sanayii sektörünü değerlendirmenin yanlış olacağı araştırma kurumlarınca da belirtilmektedir. Aslında Türk Savunma ve Havacılık Sanayii, geçmişte Truman Doktrini kapsamında Marshal Yardımına kurban edilmese idi bugün ilk 5 ülke arasında bulunması işten bile değildi.

Savunma Sanayii Başkanlığımız, Türk Savunma ve Havacılık Sanayiinin gelişimi ve rekabet gücünün artırılması yönünde çok önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalara örnek vermek gerekirse, sektörde faaliyet gösteren firmaların kabiliyet envanterini geliştirmek amacıyla savunma sektöründe faaliyet gösteren firmaların yetkinliklerinin yerinde incelenebilmesi ve bu firmaların desteklenebilecekleri alanların saptanabilmesi için çalışmalar yürütülmeye başlamıştır.

Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı (EYDEP) adı altında yürütülecek bu çalışmalar ile sektör firmalarımızın yetenekleriyle çözümleri yerinde saptanmakta, bu saptamalara dayanarak kurumsallıklarının, niteliklerinin, kalitelerinin ve rekabet güçlerinin artırılabilmesi için desteklenebilmeleri sağlanacaktır. Söz konusu çalışmalar, SSB proje dairelerinden bildirilebilecek firma listeleri ve savunma sektöründe oyuncu olmaya niyetli firmalar için de uygulanabilir niteliktedir. Sektörde yer alan firmaların değerlendirme ve analiz sonuçlarının niteliğinin yüksek tutulmasını teminen, değerlendirme süreçlerinde görev alacak değerlendiriciler, önceden belirlenmiş eğitimleri almış olarak gerekli süreçleri icra edeceklerdir. Bu çerçevede tesis edilmiş olan değerlendirme sistemi aracılığı ile savunma sektöründe faaliyet gösteren her firma, proje yönetimi, kalite, kapasite, güvenilirlik, finansal yapı, üretim yetkinliği vb. performansları açısından değerlendirilebilecektir. EYDEP'in uygulamaya geçirilmesi sayesinde, sektörde faaliyet gösteren firmaların SSB'nin hedeflerine ve stratejilerine yönelik uyumu gerçek zamanlı olarak takip edilebilecek ve verimliliklerinin izlenebileceği bir mekanizma tesis edilmiş olacaktır. Oluşturulan bu mekanizma ile firmaların, merkezi bir bakış açısı ile sektörün ihtiyaçlarına ne ölçüde karşılık verdiği, endüstriyel yetkinliklerinin ne seviyede olduğu, teknoloji geliştirme ve yerlileştirme süreçlerine hazırlık seviyeleri de belirlenebilecek, raporlanacak ve paydaşlara sunulacaktır.

Değerlendirmeler neticesinde, firmaların yetkinlik ve nitelik açısından daha üst seviyelere erişebilmelerinin sağlanabilmesi için gereken destekleme modelleri tespit edilecek ve bu destekler ilgili firmalara sunulacaktır.

Türk Savunma ve Havacılık Sanayii, ürünleri ile yürütülen güvenlik operasyonlarında rüştünü ispat etmektedir. Özgün kara platformları, zırhlı muharebe araçları, mayına korumalı karşı korumalı KIRPI zırhlı aracı, KOBRA zırhlı araçları ve modernize edilen tankları ile kendi kendine yeterli hale gelmiştir. Bu alanda, dünya pazarlarında rakipleri ile rekabet gücü kazanmış ve AFRİN ve Zeytin Dalı Harekâtlarında araçlarımız başarılı bir şekilde görevlerini icra etmişlerdir. Bunun yanı sıra ALTAY tankı bugünün en üst düzey teknolojisi ile tasarlanmış ve seri üretime hazır hale getirilmiştir.

Deniz platformlarında su üstü her sınıf ve tipte gemi inşası yapabilen, korvet sınıfı harp gemisini ve her sınıf botu üretmekte ve ihraç etmektedir. Denizaltı inşası için de gereken tasarım ve teknolojiyi de yakalamıştır.

Türkiye bugün, 17 metre kanat genişliği ve üzerindeki tüm elektronik sistemleri yerli ve milli olan MALE sınıfı ANKA insansız hava aracına sahiptir. Şu ana kadar verilen görevleri hatasız yerine getirmiş hedefleri çok hassas tespit edip hava kuvvetlerimize ve topçu ve roketlerimize ileten mükemmel bir teknoloji ürünüdür. Bayraktar TB2 ve ANKA IHA platformlarının TSK envanterine kazandırılmasıyla Türkiye, bu alanda özgün platformlarını üreten 5 ülkeden biri haline gelmiştir.

İtalya-Türkiye ortak üretimi T129 ATAK taarruz ve taktik keşif helikopterlerinin, diğer tüm platform ve sistemlerin görev bilgisayarları yerli ve millidir. Görev bilgisayarı, sistemlerin beynidir ve çok yüksek ve hassas teknoloji ürünüdür ve elektronik sanayimiz bunu başarı ile yapabilmektedir.

Kundağı Motorlu Topçu Sistemi FIRTINA ve 122 milimetrelik Çok Namlulu Roket Sistemleri, CIRIT, UMTAS ve OMTAS füze sistemleri, yerli üretim ürünleridir.

Akıllı mühimmatlarımızın hemen tamamı yerli olarak üretilmekte, hafif silah ve mühimmatı bakımından da önemli ölçüde kendi kendimize yeterli sayılabilecek üretimimiz vardır.

Sektör özellikle son on yılda tasarım, geliştirme, envantere alma çalışmalarına hız vermiş ve ürünlerini dünya pazarlarında satmaya başlamıştır. Bu ise Savunma Sanayi Başkanlığının da açıkladığı şekilde, proje dosyasında büyük tutarlı olanların tamamlanması ve sektörün önüne bu boyutlarda çok sınırlı projelerin sunulabileceği anlamını taşımaktadır. Sonuç olarak sektör, çok ciddi bir atılım yapmış, önemli özgün yatırımlarını gerçekleştirmiş ve yetkin deneyimli bir insan kaynağını oluşturmuştur.

Sektörün bu potansiyelinin gelişerek sürdürülmesinin önümüzdeki yılların en önemli konusu olacağına inanıyorum. SSB bu konuyu, Stratejik Planı'nın stratejik amaçları arasında göstermiş ve bunu temin için eylem planlarında proje ve faaliyet tanımlamalarını yapmıştır.

Sektörümüz, bir taraftan dünya pazarlarında daha etkin roller üstlenerek diğer taraftan içeride envantere alınan sistemlerin geliştirilmesi ve lojistik olarak desteklenmesi yönünde sorumluluklar yüklenerek çözüm aramak durumundadır. Diğer taraftan sektörün kazandığı yeteneklerini sivil kullanıma (başta sivil havacılık olmak üzere sağlık, enerji, ulaşım) ekosistem konsepti kapsamında yönlendirmesinin de önemli bir çözüm yolu olacağını değerlendirmekteyiz.